Logo

39tutt “Bu Araba Senin Seviyenin Çok Üstünde” Dediler… Birkaç Saniye Sonra Yüzleri Değişti

Article image


Arabanın tek bir “bip” sesiyle kilitleri açıldığında havuz başındaki kahkahalar bir anda sustu. Derin’in yüzündeki küçümseyici ifade silinirken İpek’in ağzı yarı açık kaldı, Ceyda ise gözlerini Defne’nin elinden arabanın ışıklarına çeviremiyordu. Defne avucunu hâlâ kapının üzerinde tutuyor, yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle Derin’e bakıyordu. Derin kendini toparlamaya çalışıp, “Bu… tesadüf. Arabada sensör vardır,” dedi. Defne sakince karşılık verdi: “Az önce bu arabaya dokunmaya bile layık olmadığımı söylüyordun. Şimdi neden bu kadar endişelendin?” İpek hemen araya girdi. “Belki çalışanlardan birisin. Arabanın sistemini biliyorsundur.” Defne gözlerini ona çevirdi. “Biraz önce beni personel kapısına göndermek isteyen sendin. Şimdi de kendini rahatlatmak için yeni bir hikâye mi buluyorsun?” Çevredeki insanlar artık onlara bakıyordu. Bu kez kimse gülmüyordu.

Derin, etraftaki bakışlardan rahatsız olup sesini yükseltti. “Madem bu kadar eminsin, söyle bakalım, bu araba kimin?” Defne elini araçtan çekti ve yere bırakılmış güneş gözlüğüne baktı. Sonra ayağıyla gözlüğü Derin’e doğru hafifçe itti. “Önce şunu yerden al,” dedi. Derin öfkeyle, “Sen kiminle konuştuğunu biliyor musun?” diye çıkıştı. Defne’nin sesi değişmedi. “Evet. Birkaç dakika önce tanımadığı bir insanı kıyafetine bakarak aşağılayan biriyle.” Ceyda, Derin’in koluna dokunup fısıldadı: “Bence burada bırak.” Derin kolunu sertçe çekti. “Hayır. Bu kız bize oyun oynuyor.” Defne gülümsedi. “Ben hiçbir şey yapmadım. Sadece arabama dokundum.” Bu iki kelime havayı kesti: “Arabama dokundum.” İpek’in yüzü soldu. Derin ise birkaç saniye boyunca tek kelime söyleyemedi.

Tam o sırada kulübün yöneticisi hızlı adımlarla yanlarına geldi. Defne’yi görünce yüzündeki profesyonel ifade bir anda saygıya dönüştü. “Defne Hanım, sizi beklemiyorduk. Aracınız özel alandan buraya getirildiği için özür dilerim,” dedi. Derin hemen ona döndü. “Bir dakika… bu araba gerçekten onun mu?” Yönetici şaşkınlıkla baktı. “Elbette. Araç bu sabah Defne Hanım adına teslim edildi.” İpek fısıldadı: “Bu mümkün değil…” Defne ona dönüp, “Nesi mümkün değil? Benim gibi görünen birinin böyle bir arabası olması mı?” diye sordu. Ceyda gözlerini yere indirdi. Derin ise hâlâ direndi. “Bir araba insanı önemli yapmaz.” Defne başını hafifçe eğdi. “Haklısın. Zaten mesele araba değil. Mesele, senin bir insanın değerini arabaya sahip olup olmamasına göre ölçmen.”

Çevredeki misafirler artık açıkça sessizce konuşmaya başlamıştı. Az önce Defne’ye gülen iki kadın bakışlarını kaçırdı. Derin utancını öfkeye çevirdi. “Bu kadar gösteriş yapmana gerek yoktu!” dedi. Defne ilk kez biraz daha sert baktı. “Gösteriş yapan ben değildim. Gözlüğünü ayağıma atan sendin.” Derin, “Ben sadece şaka yaptım,” diye karşılık verdi. Defne gülümsedi. “İnsanlar yakalandığında buna genelde şaka der.” Ceyda derin bir nefes aldı ve Defne’ye döndü. “Benim söylediklerim de yanlıştı. Özür dilerim.” İpek şaşkınlıkla, “Ceyda!” dedi. Ceyda ona sertçe baktı. “Ne var? Hepimiz gördük. Onu tanımadan küçümsedik.” Defne kısa bir sessizlikten sonra, “Özrünü kabul ediyorum. Çünkü en azından ne yaptığını kabul edebiliyorsun,” dedi. Derin bu sözlerin kendisine yöneldiğini hemen anladı.

Derin’in gözleri öfkeyle doldu. “Benden özür bekleme,” dedi. Defne sakince, “Beklemiyorum,” diye cevap verdi. “Çünkü özür, karakteri olan insanlardan gelir.” Derin’in yüzü dondu. İpek, “Bu kadarı fazla,” diye mırıldandı. Defne ona döndü. “Fazla mı? Bana ‘personel kapısı arkada’ derken fazla değildi ama?” İpek sustu. Defne devam etti: “Bugün burada pahalı kıyafetler giyip pahalı içkiler içiyorsunuz. Ama bir yabancıyı küçük görmeden önce tek bir şeyi bile bilmiyordunuz: kim olduğumu, ne yaptığımı, neler yaşadığımı.” Derin alaycı biçimde, “Peki sen kimsin?” dedi. Defne birkaç saniye ona baktı. “Bunu öğrenmene gerek yok. Çünkü bana saygı duyman için kim olduğumu bilmen gerekmemeliydi.”

Bu cümleden sonra Derin ilk kez tamamen sessiz kaldı. Defne arabanın kapısını açmadı; yalnızca yanında durdu. “Seni aşağılayan insanlara kim olduğunu kanıtlamak zorunda değilsin,” dedi Ceyda’ya bakarak. Ceyda yavaşça başını salladı. İpek ise yere düşen gözlüğü alıp Derin’e uzattı. “Bence gidelim,” dedi. Derin gözlüğü alırken hâlâ Defne’ye bakıyordu. “Bu burada bitmedi,” diye fısıldadı. Defne hafifçe güldü. “Benim için çoktan bitti.” Derin kaşlarını çattı. Defne ekledi: “Çünkü ben seni yenmeye çalışmıyorum. Sen zaten herkese kim olduğunu kendin gösterdin.” Etraftan birkaç kişi bakışlarını Derin’den kaçırdı. Kimse onun yanında durmadı. Birkaç dakika önce grubun en güçlü kadını gibi duran Derin, şimdi ilk kez gerçekten yalnız görünüyordu.

Defne sonunda aracın yanından uzaklaşıp havuzun kenarına doğru yürüdü. Yönetici arkasından seslendi: “Defne Hanım, aracınızı hazırlatayım mı?” Defne dönmeden cevap verdi: “Hayır, biraz daha burada kalacağım.” Sonra başını çevirip Derin’e baktı. “Manzara güzel. İnsanların gerçek yüzünü görmek de öyle.” Ceyda istemsizce gülümsedi. İpek gözlerini yere indirdi. Derin ise cevap veremedi. Defne güneşin Boğaz’ın üzerinde kayboluşunu izlerken kendi kendine değil, herkesin duyabileceği kadar sakin bir sesle söyledi: “İnsanları sahip oldukları şeylere göre küçümseyenler, bir gün en çok kendi küçüklükleriyle yüzleşir.” O sırada arabanın ışıkları arkasında hâlâ yanıyordu. Ama artık kimse arabaya bakmıyordu. Herkes Derin’in sustuğu, Defne’nin ise tek kelime bağırmadan kazandığı o ana bakıyordu.

Comments (0)

Loading comments...