Logo

38tutt Gelin Fotoğrafa Baktı ve Buketini Düşürdü… Çünkü Çocuk Damada Fazlasıyla Benziyordu

Article image



Feride’nin “Yanlış kişiye soruyorsun” sözleri kilise merdivenlerinde yankılanırken Koray’ın parmakları telefonun etrafında titremeye başladı. Fotoğraftaki küçük çocuğun bakışları ona fazlasıyla benziyordu; Deren ise yerde duran buketini bile unutmuştu. Koray bir adım Feride’ye yaklaştı. “Ben sana soruyorum. Sen kimsin?” Feride’nin gözleri doldu ama sesi hâlâ sertti. “Sana otuz dört yıl önce cevap vermesi gereken kişiye sor.” Tam o anda davetlilerin arasından Koray’ın annesi olarak bildiği Nevra Aksoy öne çıktı. Yüzü bembeyazdı. “Yeter! O kadının tek kelimesine inanma!” Koray başını ona çevirdi. “Anne… onu tanıyor musun?” Nevra cevap vermeyince Feride acı bir kahkaha attı. “Tanıyor. Çünkü oğlumu kucağımdan alan kadın oydu.” Deren nefesini tuttu. Koray fısıldadı: “Oğlun mu?” Feride doğrudan gözlerine baktı. “Fotoğraftaki çocuk sensin, Koray.”

Koray’ın telefonu neredeyse elinden düşecekti. “Hayır… bu saçmalık.” Nevra hemen araya girdi. “Elbette saçmalık! Sen benim oğlumsun.” Feride çantasız, boş ellerini göstererek yaklaştı. “Öyleyse ona doğduğu hastanenin adını söyle. Kaçta doğduğunu söyle. İlk üç gün neden hiçbir fotoğrafın olmadığını açıkla.” Nevra’nın dudakları titredi. Koray’ın yüzündeki şok yerini öfkeye bıraktı. “Cevap ver!” Nevra sonunda, “Seni ben büyüttüm!” diye bağırdı. Feride’nin gözlerinden yaşlar aktı. “Ama seni ben doğurdum.” Sonra cebinden yıllardır sakladığı küçük metal bir hastane künyesi çıkardı. Üzerindeki isim solmuştu ama hâlâ okunuyordu: Feride Yalçın – erkek bebek. Koray künyeye baktı. “Bunu bana neden yaptınız?” Nevra gözlerini kaçırdı. Feride, “Çünkü baban bu ailenin tek varisiydi. Fakir bir kadından doğan çocuğun Aksoy soyadını taşımasını istemediler,” dedi. Koray dişlerini sıktı. “Yani benim hayatımı satın aldınız.”

Nevra bir anda kendini savunmaya başladı. “Sana saray gibi bir ev verdim! En iyi okullara gönderdim! Seni sokakta bırakmadım!” Koray’ın sesi buz kesti. “Ve karşılığında gerçek annemi benden sildin.” Feride gözlerini kapadı. “Ben seni bırakmadım. Her yıl kapınıza geldim.” Koray şaşkınlıkla ona döndü. “Ne?” Feride devam etti: “Mektuplar yazdım. Fotoğraflar gönderdim. Bir gün beni bulursun diye o fotoğrafı babana verdim.” Deren telefonu Koray’ın elinden dikkatle aldı. “Demek fotoğrafı telefonuna baban koydu.” Nevra öfkeyle, “O adam ölmeden önce aklını kaybetmişti!” dedi. Koray aniden ona döndü. “Babam gerçeği biliyor muydu?” Feride başını salladı. “Son yıllarında beni buldu. Benden af diledi. ‘Koray evlendiği gün hâlâ bilmiyorsa, gerçeği kendisi bulacak’ dedi.” Koray gözlerini kapattı. “Babam bana düğün hediyesi olarak bir aile sırrı bırakmış.”

Deren sessizce Koray’ın elini tuttu, fakat Koray geri çekilmedi. “Bugün evlendik,” dedi Deren. “İstersen buradan gidelim. Bu hesaplaşmayı başka gün yaparsın.” Koray başını salladı. “Hayır. Hayatım boyunca herkes benim adıma karar vermiş. Bugün ilk kez ben karar vereceğim.” Sonra Nevra’ya döndü. “Beni büyüttüğün için sana minnettar olabilirim. Ama yaptığını affetmek zorunda değilim.” Nevra ağlamaya başladı. “Ben senin annenim!” Koray’ın gözleri doldu. “Anne olmak, bir çocuğun gerçeğini ondan çalmak değildir.” Feride araya girdi. “Koray, onu benim için cezalandırma.” Koray şaşkınlıkla baktı. Feride yorgun bir sesle ekledi: “Ben oğlumu geri istemiyorum. Çünkü sen artık bana ait bir çocuk değilsin. Ben sadece bir gün yüzüme bakıp gerçeği bilmeni istedim.” Koray’ın sesi kırıldı. “Peki benden ne istiyorsun?” Feride cevap verdi: “Hiçbir şey. Sadece beni hayatından silenlerin yalanıyla yaşamamanı.”

Koray birkaç saniye hiç konuşmadı. Ardından Feride’ye doğru yürüdü. Kadın istemsizce geriye çekildi. “Benden korkuyor musun?” diye sordu Koray. Feride ağlayarak gülümsedi. “Hayır. Seni kaybetmekten korkuyorum. İkinci kez.” Koray’ın gözlerinden ilk yaş süzüldü. “Otuz dört yıl önce beni kucağına aldın mı?” Feride başını salladı. “Üç gün boyunca bırakmadım.” Koray kollarını yavaşça açtı. “O zaman dördüncü gün bugün olsun.” Feride bir an ne yapacağını bilemedi, sonra oğluna sarıldı. Kilisenin merdivenlerinde bütün davetliler sessizdi. Deren gözyaşlarını silerken Nevra birkaç adım geride çökmüş gibiydi. Feride Koray’ın omzunda hıçkırdı. “Sana ‘oğlum’ demeye hakkım var mı bilmiyorum.” Koray onu biraz daha sıkı tuttu. “Bugün hiçbir unvan istemiyorum. Sadece yalan söylemeyen insanları yanımda istiyorum.”

Aylar sonra Aksoy ailesinin yıllardır kapalı tuttuğu belgeler açıldı. Feride’nin mektupları, hastane kayıtları ve Nevra’nın ailesine yaptığı ödemeler her şeyi doğruladı. Koray servetinden vazgeçmedi, ama aile şirketindeki gücünü ilk kez farklı kullandı. Nevra’ya ait yönetim yetkilerini kaldırdı ve yıllardır saklanan bütün belgeleri aile üyelerine gösterdi. Nevra onun karşısında, “Beni herkesin önünde mahvettin,” dedi. Koray sakin kaldı. “Hayır. Seni gerçek mahvetti.” Feride ise Koray’dan tek kuruş istemedi. Koray ona, “Sana bir ev alacağım,” dediğinde Feride başını salladı. “Ben senden ev istemiyorum. Bir kahve içmeye geldiğimde kapıyı açman yeter.” Koray gülümsedi. “O kapı artık sana hiç kapanmayacak.” Deren yanlarına gelip, “Belki aile böyle kurulur,” dedi. “Kanla değil; kapıyı birbirine açık tutarak.”

Bir yıl sonra Koray ve Deren’in Boğaz’a bakan evinde küçük bir aile yemeği vardı. Feride masada Deren’le sohbet ediyor, Nevra ise ilk kez davetli olarak, sessizce karşılarında oturuyordu. Yemekten sonra Nevra Feride’ye döndü. “Beni affetmeni isteyemem,” dedi. Feride uzun süre sustu. “Hayır, isteyemezsin. Ama artık yalan söylemediğin sürece aynı masada oturabiliriz.” Koray eski siyah-beyaz fotoğrafı masaya koydu. Deren gülümsedi. “Bunu hâlâ saklıyor musun?” Koray fotoğraftaki küçük çocuğa baktı. “Eskiden bu fotoğraf bana hayatımın yalan olduğunu düşündürüyordu.” Feride sordu: “Şimdi ne düşünüyorsun?” Koray onun elini tuttu. “Şimdi bunun kaybolmuş bir annenin oğluna bıraktığı yol işareti olduğunu düşünüyorum.” Feride’nin gözleri doldu. Koray gülümsedi. “Düğün günümde geçmişimi kaybettiğimi sandım. Meğer o gün, otuz dört yıl sonra ilk kez gerçek aileme kavuşmuşum.”














Comments (0)

Loading comments...