Logo

36tutt “Hadi, Şimdi Yüzüme Gül” Dedi… Zengin Varisin Yüzündeki Kibir Bir Anda Kayboldu

Article image

 

Koridorun karanlığından önce ağır ayak sesleri duyuldu. BLOND MAN’ın yüzündeki gülümseme tamamen kaybolurken WOMAN 1, WOMAN 2 ve WOMAN 3 birbirlerine bakmaya başladı. Birkaç saniye sonra salondaki özel kapı açıldı ve içeriden yaşlı, son derece şık bir adamla birlikte iki yönetici çıktı. Herkesin saygıyla “Nihat Bey” diye selamladığı adam doğrudan MAIN YOUNG MAN’ın yanına yürüdü. “Sizi bekletmemeliydik efendim,” dedi. BLOND MAN’ın gözleri büyüdü. “Efendim mi?” MAIN YOUNG MAN sakince ona baktı. “Az önce yirmi yıl çalışsam alamayacağımı söylediğin saati hatırlıyor musun?” BLOND MAN yutkundu. “Ben… şaka yapıyordum.” Genç adamın cevabı kısa oldu: “Ben gülmedim.” Salondaki kadınların birkaç dakika önceki kahkahalarından eser kalmamıştı.

Nihat Bey vitrinin yanına gidip güvenlik kilidini açtı ve o nadir saati beyaz bir eldivenle çıkardı. BLOND MAN’ın bakışları saate kilitlendi. “Bu model satılık değil,” dedi şaşkınlıkla. Nihat Bey başını salladı. “Doğru. Çünkü bu saat Karahan ailesinin özel koleksiyonuna ait.” Ardından MAIN YOUNG MAN’a döndü. “Babanızın size bıraktığı parçalardan biri.” BLOND MAN’ın yüzü bembeyaz oldu. “Karahan mı?” Genç adam ilk kez adını söyledi. “Mert Karahan.” WOMAN 3 istemsizce bir adım daha geri çekildi. BLOND MAN telaşla, “Sen… Karahan Holding’in Mert Karahan’ı mısın?” diye sordu. Mert’in gözlerinde ne gurur ne öfke vardı. “Beş dakika önce adımı bilmiyordun. O zaman kıyafetlerime bakıp benim değerimi belirlemek daha kolaydı, değil mi?”

BLOND MAN hemen tavrını değiştirmeye çalıştı. “Mert Bey, gerçekten yanlış anlaşıldı. Ben sadece ortamı eğlenceli hale getirmek istemiştim.” Mert vitrinin camında kendi yansımasına baktı. “İki kez omuz atmak, fakir diye aşağılamak ve kapı dışarı etmeye çalışmak mı eğlence?” BLOND MAN cevap veremedi. WOMAN 1 hafifçe, “Biz de sadece şakaya güldük,” dedi. Mert gözlerini ona çevirdi. “İnsanların aşağılanmasına gülmek de bir seçimdir.” WOMAN 2 başını indirdi. “Haklısınız.” BLOND MAN sinirlenip kadınlara döndü. “Şimdi mi taraf değiştiriyorsunuz?” WOMAN 2 sertçe cevap verdi: “Taraf değiştirmiyorum. Senin ne kadar çirkinleştiğini yeni fark ediyorum.” Mert sessizce onları izledi. “İlginç. Güç dengesi değişince herkesin gerçek karakteri ortaya çıkıyor.”

Nihat Bey, BLOND MAN’ın kolundaki pahalı saate baktı ve yüzü aniden sertleşti. “Bir dakika.” Yaklaşıp saati dikkatle inceledi. “Bu parça size nereden geldi?” BLOND MAN’ın paniği büyüdü. “Satın aldım.” Nihat Bey, “Nereden?” diye tekrarladı. Adam sustu. Mert gözlerini kıstı. Nihat Bey devam etti: “Bu saat üç ay önce özel koleksiyonumuzdan kaybolan prototiple aynı seri numarasını taşıyor.” WOMAN 1 şokla BLOND MAN’a döndü. “Bize bunu İsviçre’den aldığını söylemiştin!” BLOND MAN öfkeyle, “Sus!” diye bağırdı. Mert sakince yaklaştı. “Az önce bana hırsızmışım gibi davranıyordun. Şimdi kolundaki saatin hesabını veremiyorsun.” BLOND MAN telaşla saati çıkarmaya çalıştı. Nihat Bey durdurdu. “Dokunmayın. Güvenlik inceleyecek.”

Dakikalar içinde salonun güvenlik müdürü geldi ve kayıtları açtı. BLOND MAN’ın saati bir aracı üzerinden satın aldığı, ancak aracının çalıntı lüks ürün ticaretiyle bağlantılı olduğu ortaya çıktı. BLOND MAN’ın yüzündeki son kibir kırıntısı da yok oldu. “Ben çalıntı olduğunu bilmiyordum!” diye bağırdı. Mert başını salladı. “Belki bilmiyordun. Buna hukuk karar verir.” BLOND MAN yalvaran bir sesle, “Ailem bu salonun en eski müşterilerinden. Bunu büyütmeyelim.” Mert ilk kez hafifçe gülümsedi. “Ben fakirken beni dışarı atmak kolaydı. Şimdi soyadımı öğrendin diye kuralları değiştirmemi mi istiyorsun?” BLOND MAN sustu. Mert ekledi: “İşte senin asıl problemin bu. Adaleti değil, ayrıcalığı hak ettiğine inanıyorsun.”

Ertesi gün olay İstanbul sosyetesinde sessizce yayıldı. BLOND MAN’ın ailesi, oğullarının davranışları yüzünden salondaki özel üyeliğini kaybetti. Çalıntı saat soruşturması devam ederken üç kadın da onun çevresinden uzaklaştı. Birkaç hafta sonra WOMAN 2, Mert’i aynı salonda yeniden gördü ve yanına geldi. “O gece için özür dilemek istiyorum,” dedi. Mert cevap verdi: “Benden değil, aşağı gördüğünüz insanlardan özür dilemeyi öğrenin.” Kadın başını salladı. “Haklısın. O gece seni fakir sandığımız için güldük.” Mert sakin bir sesle karşılık verdi: “İşte mesele de bu. Fakir olsaydım yaptığınız şey daha mı doğru olacaktı?” WOMAN 2’nin yüzü kızardı. “Hayır.” Mert gülümsedi. “O zaman gerçekten bir şey öğrenmişsiniz.”

Aylar sonra Mert, salonun yeni üyelik politikasını açıkladı. Artık servet tek başına ayrıcalık sağlamayacak, personele veya diğer misafirlere hakaret eden herkes üyeliğini kaybedecekti. Nihat Bey ona, “Babanız bu karardan gurur duyardı,” dedi. Mert nadir saati eline alıp bir süre baktı, sonra yeniden vitrindeki yerine bıraktı. “Babam bana saatin değerini değil, insanın değerini öğretmişti.” Tam o sırada eski BLOND MAN dışarıdan geçti; artık ne yanında kalabalık vardı ne de yüzünde o kibirli gülümseme. Camın ardından Mert’i gördü ama içeri girmeye cesaret edemedi. Nihat Bey, “Onu görmek size hâlâ kızgınlık veriyor mu?” diye sordu. Mert başını salladı. “Hayır. Çünkü o gece kimin daha zengin olduğunu kanıtlamadım.” Nihat Bey sordu: “Peki neyi kanıtladınız?” Mert vitrindeki saate değil, salondaki çalışanlara baktı. “Bir insanın değeri kolundaki saatle ölçülmez.” Sonra sessizce ekledi: “Ve bunu anlamak için bazı insanların her şeyini kaybetmesi gerekiyor.”













Comments (0)

Loading comments...