32tutt Küçük Kız Masanın Altını İşaret Etti… Tolga Gördüğü Şeyle Donup Kaldı!

Tolga’nın “Bu da ne lan…?” sözleri masanın altında boğuk bir şekilde yankılanırken Aylin’in yüzü kâğıt gibi bembeyaz oldu. Karşılarında, masa örtüsünün karanlığında çömelmiş halde Barış duruyordu; Aylin’in yıllardır yalnızca “eski aile dostu” diye tanıttığı adam. Elinde açık bir telefon, yanında küçük siyah bir çanta vardı. Tolga birkaç saniye konuşamadı. Sonra gözlerini Aylin’e çevirdi. “Sen bunu biliyordun,” dedi. Aylin hemen, “Tolga, sandığın gibi değil,” diye fısıldadı. Barış ayağa kalkmaya çalışınca Tolga kolunu uzatıp önünü kesti. “Kımıldama. Önce şu çantanın içinde ne olduğunu göreceğim.” Aylin panikle, “Hayır! Ona dokunma!” diye bağırınca Tolga’nın yüzündeki şüphe tamamen öfkeye dönüştü. “Demek asıl korktuğun şey buymuş.”
Üçü masanın altından çıktığında salondaki müzik kesilmiş, davetlilerin tamamı onlara dönmüştü. Derin pelüş ayısını göğsüne bastırmış, korkuyla Tolga’ya bakıyordu. Tolga siyah çantayı masanın üzerine koydu ve fermuarını açtı. İçinden şirket mühürlü belgeler, birkaç USB bellek ve kendi imzasının taklit edildiği evraklar çıktı. “Bunlar ne?” diye sordu. Aylin cevap vermedi. Barış sertçe, “Beni buna karıştırma, her şeyi o planladı,” deyince Aylin dönüp bağırdı: “Kes sesini!” Tolga yavaşça başını kaldırdı. “Plan mı?” Barış acı bir gülümsemeyle, “Seni evlendikten sonra hisselerini devretmeye ikna edecekti. Olmazsa bu belgeleri kullanacaktık.” Aylin’in gözleri doldu. “Tolga, ben seni seviyordum!” Tolga soğukça karşılık verdi: “Seven insan sevdiği adamın imzasını taklit etmez.”
Aylin bir anda kontrolünü kaybedip belgeleri toplamaya çalıştı. Tolga elini masaya koyarak onu durdurdu. “Dokunma.” Aylin gözyaşları içinde, “Beni herkesin önünde rezil mi edeceksin?” dedi. Tolga etrafındaki davetlilere baktı, sonra Derin’e. “Ben seni rezil etmiyorum. Sen kendi yaptıklarını saklamaya çalışıyorsun.” Tam o sırada Derin küçük sesiyle, “Ben o adamı daha önce de gördüm,” dedi. Herkes sustu. Tolga diz çöküp onun göz hizasına indi. “Nerede gördün?” Derin Aylin’i işaret etti. “Geçen hafta otelin arka kapısında. Aylin abla ona bir zarf verdi.” Aylin hemen, “Çocuk ne gördüğünü bilmiyor!” diye bağırdı. Derin kaşlarını çattı. “Biliyorum. Sen bana ‘kimseye söyleme’ dedin.” Tolga yavaşça ayağa kalktı. “Bir çocuğu bile susturmaya çalışmışsın.”
Barış artık kaçamayacağını anlayınca telefonunu masaya bıraktı. “Burada bütün mesajlar var,” dedi. Aylin ona öfkeyle döndü. “Sen delirdin mi?” Barış başını salladı. “Hayır. Ben senin yüzünden hapse girmek istemiyorum.” Tolga telefonu aldı ve ekrandaki konuşmaları gördü: sahte sözleşmeler, gizli para transferleri, şirket bilgilerinin nasıl ele geçirileceğine dair mesajlar. Tolga’nın çenesi sıkıldı. “Beni sadece kandırmamışsın. Ailemin şirketini de ele geçirmeye çalışmışsın.” Aylin çaresizce, “Ben yıllarca o çevrede küçümsendim! Bir kere de ben güçlü olmak istedim!” diye bağırdı. Tolga ona yaklaşıp alçak bir sesle, “Güç dediğin şey başkasının hayatını çalmak değil. Sen güç istemedin, kontrol istedin.” Aylin ağlayarak, “Beni terk edersen her şeyi kaybederim.” Tolga’nın cevabı çok sakindi: “Ben de bugün seni kaybettiğimi sandım. Sonra aslında hiç tanımadığımı anladım.”
Tolga güvenliği çağırdığında Aylin son kozunu oynadı. “Bunu yaparsan sen de zarar görürsün. Bu belgelerde senin şirketinin adı var!” Tolga omuz silkti. “O zaman savcıya hepsini ben teslim ederim.” Aylin şaşkınlıkla, “Kendi şirketini mi riske atacaksın?” diye sordu. “Gerçeği saklayarak ayakta kalan bir şirket benim değildir,” dedi Tolga. Barış başını eğdi. Güvenlik görevlileri yaklaşırken Aylin Tolga’nın koluna sarılmaya çalıştı. “Ne olur, bizi yalnız bırak. Sana her şeyi anlatırım.” Tolga elini nazikçe ama kesin biçimde çekti. “Bana anlatacak bir şeyin kalmadı. Mesajların anlattı, belgelerin anlattı, Barış anlattı… en son da bir çocuk gerçeği söyledi.” Derin’e dönüp gülümsedi. “Sen bugün çok cesurdun.” Derin, “Kızmadın mı?” diye sordu. Tolga başını salladı. “Tam tersine. Keşke büyükler de senin kadar dürüst olabilseydi.”
Aylin salondan çıkarılırken davetlilerin fısıltıları peşinden gidiyordu. Birkaç saat sonra Tolga avukatıyla birlikte bütün belgeleri resmi makamlara teslim etti. Barış işbirliği yapmayı kabul etti; Aylin’in aylar boyunca hazırladığı plan birer birer ortaya çıktı. Ertesi sabah Aylin son kez Tolga’yı aradı. “Beni gerçekten tamamen silecek misin?” diye sordu. Tolga uzun süre sessiz kaldı. “Seni silmiyorum. Sana ait olmayan hayatımdan çıkarıyorum.” Aylin ağlayarak, “Bir şans daha ver.” Tolga pencerenin önünde Boğaz’a bakarken cevap verdi: “Şans hata yapan insana verilir. Sen hata yapmadın, aylarca seçim yaptın.” Aylin’in sesi kırıldı. “Peki beni hiç sevmedin mi?” Tolga gözlerini kapattı. “Sevdim. Belki de bu yüzden gerçeği kabul etmek bu kadar acı. Ama sevgi, insanın kendisine yapılan ihaneti görmezden gelmesi demek değil.”
Aylar sonra Tolga aynı otelde düzenlenen küçük bir yardım gecesine katıldığında Derin’i annesiyle birlikte yeniden gördü. Küçük kız koşup yanına geldi ve gülerek, “Bu sefer masanın altında bir şey yok!” dedi. Tolga ilk kez o geceyi hatırlayıp içtenlikle güldü. “Emin misin?” diye sordu. Derin ciddi bir yüzle, “Kontrol ettim,” dedi. Tolga diz çöküp ona küçük bir pelüş ayıcık uzattı. “O zaman bu, gerçeği söylemekten korkmadığın için.” Derin oyuncağı alıp, “Aylin abla geri gelecek mi?” diye sordu. Tolga başını salladı. “Hayır. Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize neyi kabul etmememiz gerektiğini öğretmek için girer.” Derin gülümsedi. Tolga ayağa kalkıp ışıkları yanan Boğaz’a baktı ve sakin bir sesle ekledi: “O gece masanın altında saklanan şey bir adam değildi aslında. Benim inanmak istemediğim gerçekti. Ve sonunda onu gördüğüm için şanslıydım.”
Comments (0)
Loading comments...
May You Like

















