Logo

29tutt Tabuttaki Karısı Ağladı… Mert Doktor İsteyince Her Şey Değişti!

Article image

 

Mert’in “Doktor gelmesinden neden bu kadar korkuyorsunuz?” sorusu cenaze salonunun ağır sessizliğini bıçak gibi yardı. Nevin’in dudakları titredi, bakışları bir kez daha Lara’nın hareketsiz yüzüne kaydı. Sonunda boğuk bir sesle, “Çünkü… doktor gelirse bazı şeyler hemen anlaşılır,” dedi. Mert’in gözleri sertleşti. “Ne anlaşılır?” diye bir adım daha atarak sordu. Nevin geri çekildi ama artık kaçacak yeri yoktu. “Lara Hanım’ın ölümü… doğal görünmüyordu,” diye fısıldadı. O anda Mert’in yüzündeki yas, yerini yanan bir öfkeye bıraktı. “Sen bunu biliyordun ve beni susturmaya mı çalıştın?” diye haykırdı. Nevin gözlerini kapatıp başını salladı. “Susturmaya çalışmadım… geciktirmeye çalıştım. Çünkü burada yalnız değilsiniz, Mert Bey. Bu ölümün arkasında çok daha büyük bir karanlık var.”

Mert hiç düşünmeden Lara’nın tabutuna döndü, elini yeniden eşinin soğuk görünen yanağına koydu ve titreyen bir sesle, “Lara, beni duyuyorsan dayan… seni buradan çıkaracağım,” dedi. Ardından cebinden telefonunu çıkarıp bu kez kimseye fırsat vermeden arama yaptı. “Acil doktor istiyorum. Hemen. Şimdi!” diye emretti. Nevin panikle, “Onlar gelmeden bazı insanlar da gelebilir,” dedi. Mert sertçe döndü. “Kim?” Nevin’in gözlerinden yaşlar boşandı. “Kayınpederinizin eski ortağı Vural Aydemir… ve onun adamları. Lara Hanım bir şey öğrenmişti.” Mert’in alnındaki damar belirginleşti. “Ne öğrenmişti?” Nevin bu kez doğrudan gözlerinin içine baktı. “Şirket fonlarının kara para trafiğinde kullanıldığını… ve o belgelerin bir kopyasını sakladığını.” Mert’in nefesi kesildi. “Yani Lara o yüzden susturuldu?” Nevin hıçkırarak, “Ben onları durduramadım,” dedi. “Ama onun gerçekten ölmesini de istemedim.”

Birkaç dakika sonra özel doktor ve iki sağlık görevlisi içeri girdi. Doktor tabutun başına eğilir eğilmez Mert’in yüreği göğsüne sığmaz oldu. Sessiz birkaç saniyeden sonra doktor aniden başını kaldırdı. “Hemen sedye getirin! Nabız çok zayıf ama var!” dedi. Mert olduğu yerde donup kaldı. “Ne dediniz?” diye fısıldadı. Doktor sert ve hızlı bir tonla tekrarladı: “Eşiniz yaşıyor. Derin sedasyon verilmiş. Bu ölüm değil, planlı bir bastırma.” Mert’in gözlerinden yaşlar boşaldı; Lara’nın elini öperken sesi kırıldı. “Seni kaybetmedim… duydun mu, seni kaybetmedim.” O sırada Lara’nın parmakları neredeyse fark edilmeyecek kadar hafif kıpırdadı. Mert dizlerinin üzerine çöktü. “Lara! Buradayım, aşkım, buradayım!” Nevin ağlayarak duvara yaslandı. “Allah’ım… en azından yetiştik,” dedi. Ama doktor yüzünü sertleştirip ekledi: “Sevinmek için erken. Bunu yapanlar onun yaşadığını öğrenirse tekrar dener.”

Tam o anda cenaze salonunun dış kapısından sert ayak sesleri duyuldu. Nevin’in yüzü bembeyaz kesildi. “Onlar geldi…” diye fısıldadı. Kapı açıldığında içeri Vural Aydemir girdi; arkasında iki koruma vardı. Elli yaşlarının sonunda, kusursuz takım elbisesi ve buz gibi bakışlarıyla odayı kontrol altına almak ister gibiydi. Mert yavaşça ayağa kalktı, Lara’nın başından ayrılmadı. Vural hafifçe gülümsedi. “Bu kadar gerginliğe gerek yok, Mert. Eşin için üzgünüz,” dedi. Mert’in sesi bu kez ölümcül bir sakinliğe büründü. “Yalan söyleme. Karımı öldü sanmamı isteyen sendin.” Vural’ın bakışları bir anlığına sertleşti ama hemen toparlandı. “Ne saçmalıyorsun?” diye sordu. O sırada doktor araya girdi. “Hanımefendi yaşıyor.” Bu cümle havayı bıçak gibi yardı. Vural ilk kez gerçekten sarsıldı. “Bu… mümkün değil,” dedi istemsizce. Mert bunu yakaladı ve ileri atıldı. “Demek biliyordun.” Vural geri çekilirken, “Sen hiçbir şeyi kanıtlayamazsın,” diye tısladı. Nevin bir anda bağırdı: “Kanıt var! Belgeleri Lara sakladı, ben de kopyasını aldım!”

Vural’ın yüzündeki maske tamamen düştü. Korumalarına bakıp, “Telefonlarını alın,” demeye yeltendiği anda Mert üzerine yürüdü. Fakat fiziksel kavgaya dönüşmeden önce kapı yeniden açıldı; bu kez içeri resmi ekipler ve polis girdi. Meğer Mert, doktoru çağırırken aynı anda güvendiği savcı dostuna da konum atmıştı. Başkomiser sert bir sesle, “Kimse kıpırdamasın!” dedi. Vural öfkeyle, “Bunun hesabını ödersiniz!” diye bağırdı. Mert gözlerini ondan ayırmadan, “Hayır. Bu gece hesabı sen vereceksin,” dedi. Nevin elleri titreyerek çantasından küçük bir USB bellek çıkardı. “Lara Hanım bunu bana emanet etmişti,” dedi. “Eğer bana bir şey olursa Mert Bey’e ver, demişti.” Mert belleği avucuna aldığında gözleri doldu. “O her şeyi hissetmiş…” diye mırıldandı. Vural son bir kez çıkış aradı. “Mert, bana inan, asıl hedef sen değildin.” Mert’in cevabı buz gibiydi: “Ama bedelini karıma ödetmeye kalktın.”

Saatler sonra hastanenin yoğun bakım odasında sessizlik bambaşka bir anlam taşıyordu. Bu kez ölümün değil, geri dönüşün sessizliğiydi. Mert, Lara’nın yatağı başında otururken monitördeki düzenli ritmi gözlerinden yaşlarla izledi. Bir süre sonra Lara’nın kirpikleri hafifçe titredi, dudakları aralandı. “Mert…” dedi neredeyse duyulmayacak bir sesle. Mert hemen eğildi. “Buradayım, aşkım. Güvendesin.” Lara güçlükle nefes aldı. “Onların… dosyalara ulaşmasına izin vermedim,” dedi. Mert gözlerini kapatıp elini alnına dayadı. “Hiçbir dosya senden değerli değildi.” Lara yorgun ama kararlı bir bakışla fısıldadı: “Gerçeği ortaya çıkar… kimseye bunu bir daha yapamasınlar.” Mert onun elini öptü. “Söz veriyorum. Sana bunu yapan herkes tek tek hesap verecek.” Lara’nın gözünden bu kez bir korku değil, gerçek bir rahatlama yaşı süzüldü. “O zaman… artık korkmuyorum,” dedi.

Aradan haftalar geçtiğinde skandal tüm ülkeye yayılmış, Vural ve ona yardım eden doktorlar tutuklanmış, Nevin ise tanık korumaya alınmıştı. Lara iyileşme sürecinde yavaş ama kararlı adımlarla hayata dönerken, Mert bir an olsun yanından ayrılmadı. Bir akşam Boğaz’a bakan evlerinin terasında Lara battaniyesine sarılmış otururken Mert yanına geldi. “Bitti,” dedi derin bir nefesle. Lara ona baktı. “Gerçekten bitti mi?” Mert başını salladı. “Hayır,” dedi yumuşak bir gülümsemeyle, “biten şey onların kurduğu korku. Bizim hayatımız ise şimdi yeniden başlıyor.” Lara gözlerini dolduran yaşları saklamadan, “Ben öldüm sanmıştım,” diye fısıldadı. Mert onun ellerini tuttu. “Ben de seni kaybettim sandım. Ama sen geri döndün.” Lara hafifçe gülümsedi. “O zaman bana bir söz ver.” “Ne istersen.” Lara başını omzuna yasladı. “Bir daha kimsenin bizi susturmasına izin vermeyelim.” Mert onu kendine çekti ve Boğaz’ın ışıkları altında alçak ama sarsılmaz bir sesle cevap verdi: “Asla. Bu kez hikâyemizin sonunu biz yazacağız.”


















Comments (0)

Loading comments...