Logo

22tutt Zengin Oğul Onu Aşağıladı… Sonra Eski Fotoğraftaki Gerçek Ortaya Çıktı!

Article image

 

Nermin Hanım’ın “Bu… kaybolan oğlumundu,” sözleri havada asılı kaldı. Kerem’in yüzündeki şaşkınlık yerini derin bir huzursuzluğa bırakırken Baran’ın elleri titremeye başladı. “Anne, saçmalıyorsun,” dedi Baran sertçe, ama sesi eskisi kadar güçlü çıkmadı. “Otuz yıl önce kaybolmuş bir çocuğu bir kolyeyle mi bulduğunu sanıyorsun?” Nermin gözlerini ondan ayırmadan eski fotoğrafı Kerem’in yanına tuttu. Fotoğraftaki çocuğun sol kaşının hemen üzerinde küçük bir iz vardı. Nermin yavaşça Kerem’in saçını geri ittiğinde aynı yerde aynı ince yara izi görünüyordu. “Bu izi üç yaşındayken bahçedeki taş merdivenden düştüğünde almıştın,” diye fısıldadı. Kerem bir adım geri çekildi. “Ben çocukluğumu yetimhanede geçirdim,” dedi boğuk bir sesle. “Bana ailemin öldüğünü söylediler.” Nermin’in yüzü bembeyaz oldu. “Hayır,” dedi. “Seni bana öldü diye anlattılar.”

Baran birden öne atılıp fotoğrafı Nermin’in elinden almaya çalıştı. “Yeter!” diye bağırdı. Kerem bileğini havada yakaladı. “Neden bu kadar korkuyorsun?” diye sordu. Baran dişlerini sıktı. “Seni ilgilendirmez.” Nermin oğluna uzun uzun baktı, sonra elindeki belgeleri fark etti. “Bana imzalatmaya çalıştığın kâğıtlar neydi, Baran?” Baran cevap vermedi. Nermin belgeleri onun elinden çekip aldı. İlk sayfadaki başlığı okuduğu anda gözleri büyüdü: bütün aile şirketinin yönetim hisseleri Baran’a devrediliyordu. Nermin titreyen sesiyle, “Beni bugün neden apar topar götürmek istediğini şimdi anlıyorum,” dedi. Baran öfkeyle fısıldadı: “Çünkü artık karar verecek durumda değilsin.” Nermin başını kaldırdı. “Hayır. Çünkü Kerem ortaya çıkmadan önce her şeyi kendi üzerine geçirmek istedin.”

Kerem, Baran’a döndü. “Benim ortaya çıkacağımı nereden biliyordun?” Baran’ın yüzü bir anda dondu. O küçücük sessizlik her şeyi ele verdi. Nermin bunu fark etti. “Sen biliyordun,” dedi yavaşça. “Kerem’in yaşadığını biliyordun.” Baran geri çekildi. “Ben hiçbir şey bilmiyorum.” Nermin çantasından eski, sararmış bir zarf çıkardı. “Dün gece babanın kasasını açtım,” dedi. “Ölmeden önce bana bırakmış.” Zarfın içinden eski bir yetimhane makbuzu ve düzenli yapılmış para transferlerinin kayıtları çıktı. Hepsinde aynı imza vardı: Baran’ın yıllar önce ölen babası. Kerem kâğıtlara bakarken nefesi kesildi. “Demek beni yıllarca bir yerde tuttular.” Nermin’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Baban seni öldü sandığımı biliyordu. Seni benden saklamış.” Baran hiddetle, “Babam yaptıysa benim suçum ne?” diye bağırdı. Nermin sertçe karşılık verdi: “Sen bu ödemeleri onun ölümünden sonra da sürdürmüşsün.”

Baran’ın maskesi ilk kez tamamen düştü. “Çünkü o geri dönmemeliydi!” diye haykırdı. Kafenin önündeki herkes sustu. Kerem’in gözleri karardı. “Neden?” Baran bir süre konuşmadı, sonra yıllardır içinde tuttuğu kini patladı. “Çünkü sen dönersen her şey bölünecekti! Şirket, miras, evler… hepsi!” Nermin nefesini tuttu. Baran devam etti: “Babam ölmeden önce gerçeği öğrendim. Yetimhaneye gittim. Seni gördüm. Ama sana kim olduğumu söylemedim.” Kerem’in yumrukları sıkıldı. “Kaç yaşındaydım?” Baran gözlerini kaçırdı. “On yedi.” Kerem’in sesi titredi. “Yani on dört yıl önce beni buldun ve yine de orada bıraktın?” Baran bağırdı: “Benim hayatımı elimden almana izin veremezdim!” Nermin’in yüzündeki acı bir anda öfkeye dönüştü. “Sen benim oğlumu ikinci kez kaybettirdin.”

Baran kontrolünü kaybedip Kerem’e saldırmak için hamle yaptı, fakat Kerem onu itmeden yalnızca kolundan tuttu ve durdurdu. “Sana vurmayacağım,” dedi Kerem buz gibi bir sesle. “Çünkü senin cezan bir yumruktan daha ağır olacak.” Nermin telefonunu çıkardı. Baran paniğe kapıldı. “Kimi arıyorsun?” Nermin sakince cevap verdi: “Avukatımı.” Baran’ın rengi attı. “Anne, bunu yapamazsın.” Nermin telefonu kulağına götürüp, “Selim Bey, bütün devir işlemlerini hemen durdurun. Ayrıca Baran’ın şirket hesaplarına erişimini askıya alın,” dedi. Baran şokla, “Ben senin oğlunum!” diye bağırdı. Nermin gözyaşları içinde ona baktı. “Evet. Ve tam da bu yüzden senden bunu hiç beklemezdim.” Sonra belgeleri ikiye yırttı. “Bugün servetimi değil, bir oğlumu kaybettim. Ama otuz yıl önce kaybettiğim diğer oğlumu buldum.”

Kerem’in gözleri doldu ama hâlâ temkinliydi. “Bir kolye, bir iz ve birkaç belge… bunlar her şeyi kanıtlamaz,” dedi. Nermin başını salladı. “Haklısın.” Sonra yavaşça elini uzattı. “Senden bana hemen ‘anne’ demeni istemiyorum. Sadece gerçeği birlikte öğrenmemize izin ver.” Kerem onun eline baktı. “Ya gerçekten oğlunuz değilsem?” Nermin gözyaşlarının arasından gülümsedi. “O zaman bugün beni korkudan kurtaran iyi bir insan olarak kalırsın.” Kerem’in yüzündeki sertlik yumuşadı. Elini Nermin’in elinin üzerine koydu. Tam o anda Nermin fısıldadı: “Ama eğer oğlumsan… seni bir daha kimsenin benden koparmasına izin vermeyeceğim.” Baran uzaktan onları izlerken, ilk kez sahip olduğu servetin onu kurtaramayacağını anladı.

Üç hafta sonra özel laboratuvardan gelen sonuç Nermin’in Boğaz’daki yalısının salonunda açıldı. Kerem zarfı tutarken elleri titriyordu. Baran ise avukatların arasında sessizce bekliyordu; yaptığı mali manipülasyonlar ve yıllarca sakladığı kayıtlar nedeniyle şirketten tamamen uzaklaştırılmıştı. Kerem sonucu okumaya cesaret edemedi. “Siz okuyun,” dedi. Nermin kâğıdı açtı, birkaç saniye sustu ve ardından dizlerinin bağı çözüldü. “Yüzde 99,98…” diye fısıldadı. Kerem’in gözleri doldu. “Yani?” Nermin ağlayarak ona sarıldı. “Sen benim oğlumsun.” Kerem yıllardır içinde tuttuğu bütün boşluğu o anda bıraktı ve ilk kez, “Anne…” dedi. Baran başını eğdi. Nermin ona dönerek, “Seni de inkâr etmiyorum, Baran,” dedi. “Ama yaptıklarının bedelini ödeyeceksin.” Sonra Kerem’in elini tuttu. “Bu aile artık yalanlarla yaşamayacak.” Boğaz’ın ışıkları camlardan içeri vururken Kerem annesine daha sıkı sarıldı; otuz yıllık kayıp sona ermiş, gerçek sonunda herkesi hak ettiği yere koymuştu.

Comments (0)

Loading comments...