Logo

21tutt Annesinin Öldüğü Geceyi Hatırladı… Sonra Üvey Annesini İşaret Etti

Article image

 

Kadehin mermer zeminde parçalanmasının sesi salonun sessizliğini bıçak gibi kesti. Kerem’in bakışları yavaşça oğlundan Selin’e döndü. Selin’in yüzünden bütün renk çekilmişti; dudakları titriyor, fakat hâlâ kendini toparlamaya çalışıyordu. “Bir çocuğun saçmalıklarına inanacak değilsin, değil mi Kerem?” dedi, sesi eskisi kadar güçlü çıkmıyordu. Emir gözyaşlarını silmeden tabağa doğru yürüdü ve titreyen parmağıyla yemeğin arasındaki yarı erimiş kapsülü gösterdi. “Ben bunu unutmadım, baba,” dedi. “Annem öldüğü gece Selin’in odasına girmiştim. Aynı kırmızı çizgili kapsülü avucunda gördüm. Beni görünce çekmeceye sakladı.” Kerem’in çenesi kasıldı. Selin bir adım geri çekildi. Kerem bu kez buz gibi bir sesle, “Kimse bu salondan çıkmayacak,” dedi. “Ve sen, Selin… bana şimdi gerçeği anlatacaksın.”

Selin bir anda öfkeye sığındı. “Gerçek mi istiyorsun? O zaman oğluna sor! Belki annesinin ölümünü kabullenemediği için beni suçluyor!” diye bağırdı. Emir irkildi, fakat geri adım atmadı. “Yalan söylüyorsun!” diye haykırdı. “O gece annem seninle kavga ediyordu. Annem sana, ‘Kerem’e her şeyi anlatacağım,’ dedi!” Bu söz Kerem’i yerinde dondurdu. Yıllardır zihninin arkasında kalan bir anı yeniden canlandı: eşinin ölümünden birkaç saat önce kendisini aramış, “Bu gece konuşmamız lazım,” demişti. Kerem telefonunu çıkarıp güvenlik müdürüne döndü. “Yalının eski kamera kayıtları nerede?” diye sordu. Müdür tereddüt ederek, “Efendim… o geceye ait görüntülerin silindiği söylenmişti,” dedi. Selin hızla araya girdi: “Çünkü sistem arızalıydı!” Kerem gözlerini ondan ayırmadan, “Ben sana sormadım,” diye karşılık verdi. İşte o anda Selin’in yüzündeki korku, salondaki herkesin görebileceği kadar belirginleşti.

Kalabalığın arasından yaşlı kahya Nermin Hanım öne çıktı. Yıllarca bu aileye hizmet etmişti ve o gece de yalıdaydı. Ellerini birbirine kenetleyerek, “Kerem Bey… artık susamam,” dedi. Selin’in gözleri büyüdü. “Nermin, tek kelime etme!” diye bağırdı. Yaşlı kadın bu kez korkmadı. “Hanımefendiniz öldükten sonra Selin Hanım beni mutfağa çağırdı. Bana bir kutu ilaç verdi ve yakmamı söyledi.” Salon uğultuyla doldu. Nermin çantasından küçük, sararmış bir zarf çıkardı. “Yakmadım. Çünkü kutunun üzerinde merhume hanımın adı yoktu. Sakladım.” Selin öfkeyle ona doğru atıldı. “Ver onu bana!” Kerem önüne geçti. Nermin zarfı Kerem’in eline bırakırken fısıldadı: “İçinde o kapsüllerden biri hâlâ var.” Kerem paketi açtı. Emir’in gösterdiği kapsülle aynı kırmızı çizgi, aynı şekil. Kerem Selin’e döndü. “Şimdi de bunun tesadüf olduğunu söyle.”

Selin’in bütün maskesi parçalanmaya başladı. “Ben onu öldürmedim!” diye bağırdı. Kerem masaya yumruğunu vurdu. “O halde neden delilleri yok etmeye çalıştın?” Selin nefes nefese kaldı. “Çünkü… çünkü beni mahvedecekti!” dedi sonunda. Salondaki herkes sustu. Kerem’in sesi kısıldı: “Ne biliyordu?” Selin gözlerini kapattı. Kaçacak yer kalmamıştı. “Şirketten para çektiğimi öğrenmişti,” dedi. “Sahte hesapları… imzaları… her şeyi.” Kerem’in bakışları sertleşti. “Ve onu susturdun.” Selin başını iki yana salladı. “Sadece uyumasını istedim! Doktorun verdiğinden fazla kapsülü içeceğine koydum. Sabah uyandığında konuşacaktım.” Emir ağlayarak, “Ama annem hiç uyanmadı!” diye bağırdı. Selin dizlerinin üzerine çöktü. “Ölmesini istemedim!” diye haykırdı. Kerem’in gözleri doldu, ama sesi taş gibiydi: “Bir insanın hayatıyla oynadın. Sonra yıllarca oğlumun gözlerinin içine bakıp onun annesinin yerini almaya çalıştın.”

Kerem hemen polisi ve aile avukatını aradı. Birkaç dakika sonra yalıya siren sesleri yaklaşırken Selin son bir kez çaresizce Kerem’in koluna sarılmaya çalıştı. “Kerem, beni teslim edersen her şey biter! İtibarın, şirketin, ailen…” Kerem kolunu ondan çekti. “Benim ailem yıllar önce senin yüzünden parçalandı,” dedi. “Bu gece biten tek şey senin yalanların.” Selin bu kez Emir’e döndü. “Sen ne yaptığını bilmiyorsun!” diye bağırdı. Emir babasının arkasına saklanmadı; tam tersine öne çıktı. Gözyaşları yanağından akarken, “Biliyorum,” dedi. “Anneme verdiğim sözü tutuyorum.” Polisler salona girdiğinde Selin’in yüzündeki gurur tamamen çöktü. Kelepçe takılırken hâlâ, “Bu bir kazaydı!” diye haykırıyordu. Kerem cevap vermedi. Yalnızca oğlunun omzuna elini koydu ve Selin’in götürülüşünü sessizce izledi.

Haftalar sonra yeniden açılan soruşturma, Nermin’in sakladığı kapsül ve banka kayıtları sayesinde gerçeği tamamen ortaya çıkardı. Selin’in Kerem’in ilk eşine bilinçli olarak yüksek dozda güçlü bir ilaç verdiği, ardından ölümün doğal görünmesi için delilleri yok etmeye çalıştığı kanıtlandı. Mahkeme salonunda hâkim kararını açıkladığında Selin son kez Kerem’e baktı. “Bunca yıl beni gerçekten hiç sevmedin mi?” diye sordu. Kerem’in cevabı sakin ama kesindi: “Ben sevdiğimi sandığım kadını sevdim. O kadın hiçbir zaman var olmadı.” Selin götürülürken Emir babasının elini tuttu. “Annem artık rahat mıdır?” diye sordu. Kerem oğlunun önünde diz çöktü ve onu kucakladı. “Evet,” dedi gözyaşlarıyla. “Çünkü sen herkesin korktuğu yerde gerçeği söyledin. Ben seni dinlemeseydim belki bugün ben de burada olmazdım.” Emir başını babasının göğsüne yasladı. “Seni de kaybetmek istemedim, baba.”

Aylar sonra Kerem ve Emir, Boğaz’a bakan küçük aile mezarlığında Emir’in annesinin mezarının önünde duruyordu. Kerem mezar taşının üzerine beyaz güller bıraktı. Uzun süre konuşamadı. Sonunda, “Seni koruyamadım,” diye fısıldadı. “Ama oğlumuzu bundan sonra hiçbir yalanın içinde büyütmeyeceğim.” Emir cebinden annesinin eski fotoğrafını çıkarıp mezarın yanına bıraktı. “Anne,” dedi, gözleri dolarak, “babayı kurtardım. Sana söz verdiğim gibi.” Kerem oğlunun elini tuttu. Tam uzaklaşacakları sırada Emir durdu ve babasına baktı. “Bundan sonra birbirimizden hiçbir şey saklamayacağız, değil mi?” Kerem gülümsedi, oğlunu kendine çekti ve alnından öptü. “Hiçbir şey,” dedi. Ardından ikisi birlikte Boğaz’a doğru yürürken Kerem son kez arkasına baktı. Yıllardır ilk kez geçmişin ağırlığı değil, huzur vardı. “Hadi oğlum,” dedi. “Artık eve dönelim.”








Comments (0)

Loading comments...