Logo

17tutt Gelin Hırsızlıkla Suçladı… Birkaç Saniye Sonra Gerçeği Öğrenince Şoke Oldu!

Article image

Nermin’in son cümlesi salondaki bütün sesleri yutmuştu. Leyla elindeki birleşmiş madalyona bakarken parmakları titriyordu. “Yirmi sekiz yıl önce kaybolan kızın mı? Ben de yirmi sekiz yaşındayım…” dedi fısıltıyla. Nermin’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Kızımın adı Elif’ti. Doğduğunda bu madalyonu ikiye böldüm. Yarısını ben sakladım, yarısını onun boynuna taktım. ‘Bir gün ayrı düşersek bu bizi yeniden buluşturur’ demiştim.” Leyla istemsizce geri çekildi. Aras omzuna dokunmak istedi ama Leyla elini kaldırıp onu durdurdu. “Hayır… önce her şeyi bilmek istiyorum.” Nermin yutkundu. “Elif üç aylıkken bir gece evimizden alındı. Bana çocuğumun öldüğünü söylediler. Ama cesedini hiç göstermediler. O günden beri o yarım madalyonu hiç çıkarmadım.” Leyla’nın nefesi kesildi. “Peki benim boynumdaki parça bana nasıl geldi?” diye sordu. Tam o anda salonun arkasından yaşlı ve otoriter bir erkek sesi duyuldu: “Çünkü onu sana ben verdim.”

Herkes dönüp baktığında Aras’ın büyükbabası Rauf Yalçın ağır adımlarla kalabalığın arasından çıktı. Aras şaşkınlıkla, “Dede… sen ne diyorsun?” dedi. Rauf’un yüzündeki yılların sertliği bir anda çökmüştü. Leyla ona doğru yürüyüp madalyonu kaldırdı. “Bu parçayı nereden buldun?” diye bağırdı. Rauf birkaç saniye sustu, sonra başını eğdi. “Yirmi sekiz yıl önce hastanede çalışan bir adam bana yeni doğmuş bir kız getirdi. Çocuğun terk edildiğini söyledi. O zaman eşimle yıllardır çocuk sahibi olamayan yakın dostlarımız vardı. Bebeği onlara verdim. Onlar da seni kendi kızları gibi büyüttüler.” Leyla’nın yüzü bembeyaz oldu. “Ben terk edilmedim… çalındım mı?” Rauf gözlerini kapattı. “Bunu çok sonra öğrendim. Ama gerçeği açıklamaya korktum.” Nermin öfkeyle öne çıktı. “Korktun mu? Ben yirmi sekiz yıl mezarsız bir çocuğa ağladım!” diye haykırdı. Rauf başını kaldırıp titrek bir sesle, “Haklısın. Bu suskunluk benim en büyük günahım.” dedi.

Leyla gözyaşları içinde Nermin’e döndü. “Beni tanıyabiliyor musun? Yüzümde… kızından kalan bir şey var mı?” Nermin yavaşça ona yaklaştı. Titreyen eliyle Leyla’nın sol kaşının hemen üzerindeki küçük doğum lekesine dokundu. Birden nefesi kesildi. “Elif’in de burada aynı işaret vardı.” dedi. Leyla ağlamaya başladı ama hâlâ kendini teslim etmek istemiyordu. “Bir leke ve bir kolye yetmez. Bana umut verip sonra yeniden yıkılmak istemiyorum.” Nermin hemen başını salladı. “Haklısın. Sana ‘kızım’ demeye bile hakkım yok, emin olmadan. Ama bir şey daha var.” Kadın cebinden yıllardır sakladığı küçük, sararmış bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta genç Nermin, kucağında birkaç aylık bir bebekle gülümsüyordu. Bebeğin boynunda Leyla’nın taktığı madalyonun diğer yarısı vardı. Leyla fotoğrafı görünce dizlerinin bağı çözüldü. “Bu… benim bebeklik fotoğrafımla aynı yüz.” dedi. Aras onu tuttu. Nermin ağlayarak, “Yarın DNA testi yaptıracağız. Bu kez gerçeği kimse bizden alamayacak.” diye cevap verdi.

Ertesi sabah İstanbul’daki özel bir klinikte testler yapıldı. Saatler Leyla için yıllar gibi geçti. Sonunda doktor kapıyı açıp dosyayla içeri girdi. “Sonuçlar kesin. Biyolojik annelik olasılığı yüzde 99,99. Nermin Hanım, Leyla Hanım’ın biyolojik annesidir.” dedi. Nermin ağzını kapatıp hıçkırmaya başladı. Leyla birkaç saniye dondu, sonra gözlerinden yaşlar boşaldı. Nermin ona yaklaşmaya cesaret edemeyip, “Sana sarılabilir miyim?” diye sordu. Leyla’nın dudakları titredi. “Yirmi sekiz yıl beklediysen… artık sormana gerek yok.” dedi. İkisi birbirine sarıldığında Nermin, “Elif’im…” diye fısıldadı. Leyla gözlerini kapatıp, “Benim adım Leyla. Ama Elif de benden alınmış bir parça. İkisini de taşımak istiyorum.” dedi. Aras kenarda gözleri dolu halde onları izliyordu. “Bugün bir gelin kaybetmedim, aksine eşimin kayıp geçmişini geri kazandım.” dedi.

Fakat Leyla için mesele yalnızca annesini bulmakla bitmedi. Aynı gün Rauf’u aile yalısına çağırdı. Masaya DNA sonucunu ve eski hastane kayıtlarını koydu. “Bana gerçeği söyle. Beni kim çaldı?” dedi. Rauf sessizce bir isim verdi: “Vedat Soylu. O dönem hastanenin yöneticisiydi. Çocuk sahibi olamayan zengin ailelere gizlice bebek veriyordu. Senin dosyanı da değiştirmiş. Ben gerçeği yıllar sonra öğrendiğimde skandalın bütün aileleri yıkacağından korktum ve sustum.” Leyla sertçe cevap verdi: “Sen aileleri korumadın. Suçu korudun.” Nermin de masaya vurdu. “Benim hayatımı çaldılar!” Rauf gözyaşları içinde, “Biliyorum. Polisle konuşacağım. Elimde kalan bütün belgeleri teslim edeceğim.” dedi. Leyla ona uzun süre baktı. “Bunu beni affettirmek için yapma. Başka anneler çocuklarının mezarına boşuna ağlamasın diye yap.” Rauf başını eğdi: “Söz veriyorum.”

Haftalar sonra soruşturma büyüdü ve eski hastane kayıtlarından yıllar önce yapılan başka yasa dışı evlat edinmeler de ortaya çıktı. Vedat Soylu hakkında dava açıldı; Rauf ise bildiklerini sakladığı için ifade verdi ve bütün belgeleri teslim etti. Düğün skandalıyla başlayan olay, onlarca ailenin gerçeğe ulaşmasını sağladı. Nermin bir gün Leyla’nın evine geldiğinde kapıda durup, “Hayatına zorla girmek istemiyorum. Kaybettiğim yılları bir anda geri alamayız.” dedi. Leyla ona iki fincan çay uzattı. “Ben de senden bir anda ‘anne’ dememi bekleme. Ama gitmeni de istemiyorum.” Nermin gülümsedi. “Bu bana yeter.” Leyla masanın üzerine tamamlanmış madalyonu bıraktı. “Bunu artık ikiye bölmeyelim.” dedi. Nermin şaşkınlıkla baktı. Leyla devam etti: “Yeterince uzun süre ayrı kaldı.” Nermin’in gözleri yine doldu. “Bu kez hiçbir yere gitmeyeceğim.”

Aylar sonra Leyla ve Aras, yarım kalan düğünlerini Boğaz kıyısında küçük ve sade bir törenle yeniden yaptı. Bu kez gösterişli davetlilerden çok gerçekten sevdikleri insanlar vardı. Leyla gelinliğinin üzerinde tamamlanmış altın lale madalyonunu taşıyordu. Tören başlamadan önce Nermin onun duvağını düzeltti. Leyla aynadan annesine bakıp, “İlk düğünümde seni bir çalışan sandım. Bugün burada annem olarak duruyorsun. Hayat bazen ne kadar acımasız.” dedi. Nermin gülümseyerek, “Ama bazen geç de olsa adaletli olabiliyor.” diye cevap verdi. Aras yanlarına geldi. “Hazır mısınız?” Leyla annesinin elini tuttu. “Bu kez hazırım. Çünkü kim olduğumu biliyorum.” dedi. Nermin onu alnından öptü. Leyla koridora yürürken elini madalyonun üzerine koydu ve fısıldadı: “Yirmi sekiz yıl önce ikiye ayrılan şey bugün yeniden tamamlandı. Sadece bu kolye değil… biz de.”













Comments (0)

Loading comments...