16tutt “Annemin Öldüğü Gece de O Kapsül Sendeydi!”

Kerem’in “Çantada ne var, Selin?” sorusu yalının salonunda yankılanırken Selin’in parmakları siyah çantanın üzerinde kilitlendi. Birkaç saniye boyunca kimse nefes almaya bile cesaret edemedi. Sonunda Kerem çantayı onun elinden aldı ve masanın üzerine bıraktı. Selin birden ayağa kalkıp, “Kerem, sakın açma! Bu çocuğun anlattığı saçmalıklara inanıyorsan beni hiç tanımamışsın!” diye bağırdı. Emir gözyaşlarını silmeden babasının koluna sarıldı. “Baba, annem ölmeden önce onu mutfakta gördüm. O çantadan bir kapsül çıkardı. Sonra annemin bardağına bir şey döktü. Ben küçüktüm ama unutmadım!” dedi. Selin öfkeyle çocuğa doğru bir adım atınca Kerem önüne geçti. “Oğluma bir adım daha yaklaşırsan bu evden kendi ayaklarınla çıkamazsın.” dedi. Ardından çantanın fermuarını yavaşça açtı. İçeriden küçük gümüş renkli bir kutu çıktı. Kerem kutuyu açtığında içinde üç kapsül vardı. Salonda uğultu yükseldi. Selin’in yüzü bembeyaz kesildi. “Onlar benim ilaçlarım!” diye haykırdı. Emir ise bir kapsülü görünce titreyerek, “Aynısı… işte aynısı!” dedi.
Kerem’in bakışları karısına saplandı. “Bu kapsüllerin ne olduğunu şimdi öğreneceğiz.” dedi ve telefonunu çıkardı. Fakat tam o sırada masanın ucunda oturan yaşlı aile doktoru Nihat Bey yavaşça ayağa kalktı. Kapsüllerden birini eline aldı, ışığa tuttu ve yüzündeki ifade değişti. “Kerem… bunu nereden buldunuz?” diye sordu. Kerem sertçe, “Selin’in çantasından. Nedir bu?” dedi. Nihat Bey derin bir nefes aldı. “Bu, sıradan bir ilaç değil. Yüksek dozda alındığında kalp ritmini ciddi biçimde bozabilecek bir madde. Anneniz Zeynep Hanım öldüğü gece hastaneye geldiğinde kanında buna çok benzeyen bir bileşik tespit edilmişti.” Salonda herkes dondu. Selin masaya tutunarak, “Yalan söylüyorsun! O raporda böyle bir şey yoktu!” diye bağırdı. Nihat Bey gözlerini ona çevirdi. “Asıl ilginç olan da bu, Selin Hanım. O rapor ertesi sabah hastane sisteminden silindi.” Kerem’in çenesi kasıldı. “Demek annemin ölümü doğal değildi…” diye fısıldadı. Emir korkuyla, “Ben sana söylemiştim baba.” dedi.
Selin birden ağlamaya başladı. “Evet, o gece oradaydım! Ama Zeynep’i ben öldürmedim!” diye haykırdı. Kerem masaya yumruğunu vurdu. “O zaman neden sustun? Neden yıllardır oğlumu yalancı gibi gösterdin?” Selin’in gözleri salondaki başka birine kaydı. Kerem bunu fark etti. “Kime bakıyorsun?” diye sordu. Selin cevap vermedi. Emir ise kalabalığın arasındaki Kerem’in amcası Haluk’u işaret etti. “O gece o da evdeydi. Annem onunla tartışıyordu.” Haluk birden ayağa kalktı. “Bir çocuğun saçmalıklarıyla beni suçlayamazsınız!” diye bağırdı. Selin’in yüzü çöktü ve yıllardır taşıdığı korku sonunda patladı. “Yeter! Emir doğru söylüyor!” dedi. Herkes Haluk’a döndü. Selin titreyerek devam etti: “Kapsülleri bana Haluk verdi. Zeynep’i sadece uyutacağını söyledi. Belgeleri imzalatmadan önce onu sakinleştirmek istiyordu. Ben aptallık ettim, ona yardım ettim. Ama dozu değiştiren bendim değil!” Haluk öfkeyle, “Kes sesini!” diye bağırdı. Kerem ise buz gibi bir sesle, “Devam et Selin. Bu gece artık kimse susmayacak.” dedi.
Selin dizlerinin üzerine çökerken bütün gerçek döküldü. “Zeynep şirket hisselerini Emir’in adına devretmeye hazırlanıyordu. Haluk bunu öğrenince kontrolü kaybetti. Bana ‘Sadece birkaç saat uyuyacak’ dedi. Kapsülü içeceğine koymamı istedi. Ama ben odadan çıktıktan sonra geri dönmüş… dozu artırmış.” Haluk öne atılıp, “İftira! Kanıtın var mı?” diye kükredi. Selin gözyaşları içinde çantasının gizli cebinden küçük bir hafıza kartı çıkardı. “Var. Çünkü yıllardır beni bununla tehdit edeceğini biliyordum. O gece mutfaktaki güvenlik kamerasının kaydını silmeden önce bir kopyasını aldım.” Kerem kartı eline aldı. Haluk’un yüzündeki öfke bir anda paniğe dönüştü. “Kerem, bana bak. Ben senin amcanım. Aileni ben ayakta tuttum!” dedi. Kerem ona yaklaşarak, “Hayır. Sen ailemi ayakta tutmadın. Annemi mezara, oğlumu yıllarca korkuya mahkûm ettin.” diye cevap verdi. Haluk kaçmaya yöneldiği anda kapının önündeki iki güvenlik görevlisi önünü kesti.
Polis çağrıldığında Haluk hâlâ bağırıyordu. “Bu aile benim sayemde zengin oldu! Hepiniz bana borçlusunuz!” Kerem hiç kıpırdamadan ona baktı. “Bir insanın hayatının bedeli para değildir. Bu gece borcunu adalete ödeyeceksin.” dedi. Selin ise sessizce ağlıyordu. Polisler Haluk’u götürürken Selin Kerem’e yaklaşıp, “Ben Zeynep’i öldürmedim ama onu kurtarmadım da. Korktum. Sonra sana yaklaştım çünkü Haluk beni susturmaya devam edecekti. Zamanla seni gerçekten sevdim… Emir’i de. Ama yaptığımı hiçbir şey temizleyemez.” dedi. Kerem’in gözlerinde öfke kadar büyük bir hayal kırıklığı vardı. “Sevgi, gerçeği gömmek değildir Selin. Sekiz yaşındaki bir çocuk senden daha cesur çıktı.” Selin başını eğdi. Emir babasının arkasından ona baktı ve sessizce, “Annem için doğruyu söyleseydin belki seni affedebilirdim.” dedi. Selin bu sözle tamamen yıkıldı.
Ertesi gün güvenlik kaydı incelendiğinde Emir’in anlattığı her şey doğrulandı. Görüntülerde Selin’in kapsülü Zeynep’in içeceğine koyduğu, ardından odadan çıktığı, birkaç dakika sonra Haluk’un geri dönerek ikinci bir kapsülü bardağa boşalttığı açıkça görülüyordu. Ayrıca silinen hastane raporları da geri getirildi. Savcı Haluk’u kasten öldürme ve delilleri yok etme suçlamasıyla tutukladı; Selin ise suça yardım etmek ve yıllarca gerçeği saklamak nedeniyle yargılanmayı kabul etti. Yalıdan çıkarılmadan önce Emir’in önünde durdu. “Senden af istemeye hakkım yok. Ama bir gün beni düşündüğünde, en azından sonunda gerçeği söylediğimi hatırla.” dedi. Emir cevap vermedi. Kerem oğlunun omzuna elini koydu ve Selin’e, “Gerçeği söylemek cesaret değil, sekiz yıl geç kalmış bir borçtu.” dedi. Selin gözlerini kapatıp başını eğdi ve polislerle birlikte kapıdan çıktı.
Aylar sonra Kerem ile Emir, Zeynep’in Boğaz’a bakan mezarının başında yan yana duruyordu. Emir annesinin mezarına beyaz bir gül bıraktı. “Anne… artık kimse senin hakkında yalan söyleyemeyecek.” dedi. Kerem diz çöküp oğluna sarıldı. “Bunca yıl sana inanmadığım için özür dilerim.” Emir başını babasının göğsüne yasladı. “Ben sadece seni de kaybetmekten korktum baba. O yüzden yemeği yemene izin vermedim.” Kerem gözyaşlarını tutamadı. “Beni sen kurtardın oğlum. Ama bundan daha önemlisi, annenin adını da kurtardın.” dedi. Emir mezara son kez baktı. Uzakta İstanbul Boğazı’nın suları güneş altında parlıyordu. Kerem oğlunun elini tuttu. “Hadi eve gidelim. Artık o evde sır olmayacak.” Emir hafifçe gülümsedi ve, “Söz mü?” diye sordu. Kerem elini daha sıkı tuttu. “Söz. Bu aile bundan sonra korkuyla değil, gerçekle yaşayacak.”
Comments (0)
Loading comments...



















