Logo

15tutt “Onu Masamızdan Kov!” Dedi… Ama Çocuğun Yüzü Geçmişini Ortaya Çıkardı!

Article image




Nevin’in dudaklarından dökülen “Sen... olamazsın...” sözleri salonun ortasında asılı kaldı. Mert, neden böyle baktığını anlayamadan başını yeniden eğmek istedi ama Nevin birden titreyen eliyle masaya tutundu. Emir şaşkınlıkla annesine baktı. “Anne, onu tanıyor musun?” diye sordu. Nevin cevap veremedi. Yıllardır geceleri rüyalarında gördüğü o koyu gözler şimdi kir, morluk ve yorgunluğun arasından ona bakıyordu. Ağır ağır Mert’e yaklaştı. “Adın... gerçekten Mert mi?” dedi. Genç çocuk ürkekçe başını salladı. “Evet, hanımefendi. Mert Yalçın.” Nevin’in yüzü bembeyaz oldu. “Yalçın mı?” diye fısıldadı. Mert cebinden yıpranmış küçük bir kumaş parçası çıkardı. “Beni büyüten adam ölmeden önce bunu verdi. ‘Bir gün Boğaz’a gidersen, Karahan ailesini bul’ dedi.” Kumaş açıldığında üzerinde işlemeli küçük bir “K” harfi belirdi. Nevin’in dizlerinin bağı çözüldü. “Allah’ım...” diye inledi. “Ben bu işlemeyi kendi ellerimle yapmıştım.”

Salondaki misafirler sessizliğe gömülürken Nevin, Mert’in karşısına çömeldi. Artık karşısında küçümsediği bir sokak çocuğu değil, on beş yıl önce kaybettiğini sandığı geçmişi duruyordu. “Sol omzunda hilal şeklinde bir doğum lekesi var mı?” diye sordu titreyerek. Mert şaşkınlıkla geri çekildi. “Bunu nereden biliyorsunuz?” Nevin’in gözlerinden yaşlar boşandı. Emir hemen Mert’e döndü. “Göster!” dedi. Mert tereddüt ederek kapüşonlusunun yakasını hafifçe çekti. Sol omzunun üzerinde küçük, hilale benzeyen koyu bir iz görünüyordu. Nevin acıyla nefesini tuttu ve elini ağzına kapattı. “Kerem...” diye fısıldadı. Mert kaşlarını çattı. “Benim adım Mert.” Nevin başını iki yana salladı. “Seni doğurduğumda sana Kerem adını vermiştim. Sen benim ilk oğlumsun.” Mert donup kaldı. “Hayır...” dedi sertçe. “Benim annem yok. Bana hep annemin beni istemediği söylendi.”

Bu söz Nevin’i bıçak gibi kesti. “Seni istemediğim için değil!” diye haykırdı. “Seni öldün sandığım için arayamadım!” Tam o anda kalabalığın arasından Nevin’in ağabeyi Selçuk Karahan’ın sesi duyuldu. “Yeter, Nevin!” Herkes ona döndü. Selçuk’un yüzünde korkuyla öfke birbirine karışmıştı. Nevin ayağa kalktı. “Sen neden korkuyorsun, ağabey?” dedi. Selçuk yaklaşarak, “Bu çocuk seni kandırıyor,” diye bağırdı. Fakat Mert cebinden eski, çatlamış bir madalyon çıkarınca Selçuk’un yüzü değişti. Nevin madalyonu görünce çığlık attı. “Bunu Kerem’in beşiğine ben takmıştım!” Emir annesinin elini tuttu. “Anne... dayım bunu nasıl biliyor?” Selçuk sessiz kaldı. Nevin’in bakışları sertleşti. “O gece bana bebeğimin hastanede öldüğünü sen söyledin.” Selçuk geri çekildi. “Ben sadece aileyi korudum.” Nevin’in sesi buz gibi oldu. “Bir bebeği annesinden kopararak mı?”

Selçuk’un yıllardır sakladığı gerçek sonunda parçalanarak döküldü. “Baban Kerem’i kabul etmiyordu!” diye bağırdı. “Evlilik dışı doğan bir çocuğun Karahan soyadını mahvedeceğini söyledi. Çocuğu uzaklaştırmamı emretti.” Nevin’in gözleri öfkeyle doldu. “Sen de oğlumu sattın mı?” Selçuk başını eğdi. “Onu öldürmedim. Anadolu’ya giden bir şoföre verdim. Sana ise öldüğünü söyledik.” Mert’in yüzündeki acı öfkeye dönüştü. “Demek bütün hayatım bir yalanmış.” Nevin ona yaklaşmaya çalıştı ama Mert geri adım attı. “Dokunmayın bana!” diye bağırdı. “Az önce bana ‘sokak serserisi’ dediniz! Yemeğimi elimden aldınız! Eğer Emir yüzüme bakmanızı söylemeseydi beni kapı dışarı atacaktınız!” Nevin gözlerini kapattı. Söyleyecek hiçbir mazereti yoktu. “Haklısın,” dedi boğuk bir sesle. “Seni ikinci kez kaybetmeyi kendi ellerimle hak ettim.”

Emir sessizce Mert’in yanına yürüdü ve küçük elini onun kirli elinin içine bıraktı. “Ben seni aç olduğun için gördüm,” dedi. “Annem de artık görsün.” Mert’in gözleri doldu. Nevin birkaç adım ötede ağlayarak bekliyordu. “Benden hemen anne demeni istemiyorum,” dedi. “Beni affetmeni de istemiyorum. Sadece sana yapılanların hesabını vermeme izin ver.” Ardından bütün misafirlerin önünde ağabeyine döndü. “Selçuk Karahan, bu geceden itibaren şirketteki bütün yetkilerin askıya alındı. Yarın avukatlarıma ve savcılığa bildiğim her şeyi anlatacağım.” Selçuk öfkeyle, “Bir sokak çocuğu için aileni mi yıkacaksın?” diye bağırdı. Nevin bu kez hiç tereddüt etmedi. “Hayır. Ailemi yıllar önce sen yıktın. Ben bugün oğlumu geri alıyorum.” Mert başını kaldırdı. “Ben bir eşya değilim. Beni ‘geri alamazsınız’.” Nevin başını eğdi. “Doğru. O zaman seni kazanmaya çalışacağım.”

O gece Nevin Mert’i zorla konağa götürmedi. Önce hastaneye götürdü, yaralarını tedavi ettirdi ve geçmişine dair bütün belgelerin bulunmasını istedi. Yapılan DNA testi birkaç gün sonra sonucu kesinleştirdi: Mert, doğumda verilen adıyla Kerem Karahan, Nevin’in öz oğluydu. Sonuç kâğıdını elinde tutarken Mert uzun süre sustu. Nevin karşısında gözyaşları içinde bekledi. “Şimdi ne olacak?” diye sordu Mert. Nevin yavaşça cevap verdi: “Buna sen karar vereceksin. Ben sana bir soyadı, para ya da saray gibi bir ev teklif etmeyeceğim. Sana çalınan yıllarımın hesabını veremem. Ama kalan bütün yıllarımı gerçeği yaşayarak geçirebilirim.” Mert kâğıdı masaya bıraktı. “Sizi bugün affedemem.” Nevin başını salladı. “Beklerim.” Mert ilk kez ona uzun uzun baktı. “Ama... Emir’i görmek isterim.” Kapının arkasında bekleyen Emir sevinçle içeri koştu. “Abi!” diye bağırarak Mert’e sarıldı. Mert’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Galiba bu kelimeye alışmam gerekecek.”

Aylar sonra aynı Boğaz otelinde Karahan Vakfı’nın yeni bir gecesi düzenlendi. Ancak bu kez girişte pahalı arabaların yanında sokakta yaşayan çocuklar için sıcak yemek araçları da vardı. Nevin kürsüye çıkıp mikrofonu eline aldı. “Bir zamanlar bir insanı kıyafetine bakarak yargıladım,” dedi. “Ve o insan benim öz oğlum çıktı. Ama utancım bununla sınırlı değil. O benim oğlum olmasaydı bile davranışım yine affedilemezdi.” Salonda alkış yükselirken Mert arka tarafta Emir’le yan yana duruyordu. Nevin aşağı indiğinde Mert ona yaklaştı. “Bir şey söyleyeceğim,” dedi. Nevin heyecanla baktı. Mert derin bir nefes aldı. “Sana hâlâ kızgınım.” Nevin gülümsedi. “Biliyorum.” Mert birkaç saniye sustu, sonra sesi titredi: “Ama eve giderken... benim için de yemek ayırır mısın, anne?” Nevin’in gözlerinden yaşlar boşaldı. “Ömrüm boyunca,” dedi ve oğluna sarıldı. Emir de ikisine sarılırken Mert fısıldadı: “Bu sefer kimse aç kalmasın.” Nevin gözlerini kapattı. “Söz oğlum. Bu sefer hiçbirimizi geçmişimiz aç bırakmayacak.”







Comments (0)

Loading comments...