14tutt Onu Herkesin Önünde İtti… Ama Çocuğun Cebinden Çıkan Şey Selin’i Yıktı!

Selin’in “Hayır... bu mümkün değil...” sözleri balo salonunda yankılanırken, Arda’nın elindeki eski fotoğraf titriyordu. Cem fotoğrafı bir kez daha Selin’in yüzüne kaldırdı; genç Selin’in kucağındaki bebeğin gözleri Arda’nın gözleriyle aynıydı. Davetliler fısıldaşmaya başladı. Arda, gözyaşlarını silmeden bir adım öne çıktı. “Beni gerçekten tanımıyorsun, öyle mi anne?” diye sordu. Selin’in yüzündeki kibir tamamen silinmişti. Dudakları titredi. “O fotoğrafı nereden buldun?” dedi. Arda cebinden küçük, eski bir gümüş kolye çıkardı. “Beni büyüten kadın ölmeden önce verdi. ‘Gerçek annen seni bir gün bu kolyeden tanıyacak’ dedi.” Selin kolyeyi görünce nefesi kesildi. Üzerinde küçük bir “S” harfi vardı. “Allah’ım...” diye fısıldadı. “Bunu oğlum doğduğunda boynuna ben takmıştım.” Cem sertçe döndü. “Demek Arda gerçekten senin oğlun.” Selin gözlerini kapattı. “Evet...” dedi. “O benim oğlum.”
Arda’nın yüzündeki umut bir anda öfkeye dönüştü. “Madem oğlunum, neden beni yıllarca aramadın?” Selin ona yaklaşmak istedi ama Arda geri çekildi. “Dokunma bana!” diye bağırdı. Selin durdu. “Seni terk etmedim, Arda. Bana öldüğünü söylediler.” Cem kaşlarını çattı. “Kim söyledi?” Selin salonun arkasına baktı. Orada, yüzü bembeyaz olmuş yaşlı bir adam sessizce çıkışa yöneliyordu. Selin parmağıyla onu gösterdi. “Babam.” Adam durdu. Selin’in sesi yükseldi. “Bana doğumdan birkaç saat sonra bebeğimin öldüğünü söyleyen sendin!” Babası, Rauf Arslan, ağır ağır döndü. “Aileyi korudum,” dedi soğukça. Arda şaşkınlıkla baktı. “Beni mi korudun, yoksa soyadınızı mı?” Rauf sertçe cevap verdi: “Sen o dönemde bu aile için bir skandaldın.” Selin çığlık attı. “O benim çocuğumdu!” Rauf ise hiç pişman görünmüyordu. “Ve sen kariyerini seçtin.”
Selin bir an dondu, sonra yıllardır sakladığı başka bir gerçeği açıkladı. “Hayır! Ben kariyerimi seçmedim. Bana oğlumun öldüğünü söylediniz. Mezarı bile gösterdiniz!” Cem’in yüzü öfkeyle sertleşti. “Sahte bir mezar mı hazırladınız?” Rauf cevap vermedi. Arda’nın elleri yumruk oldu. “Beni kime verdiniz?” Rauf sonunda konuştu. “Bir çalışanımıza. Para verdim, İstanbul’dan uzaklaştırdım.” Selin’in gözlerinden yaşlar akıyordu. “Sen benim hayatımı çaldın.” Rauf öfkeyle bağırdı: “Sana bir imparatorluk bıraktım!” Selin hiç tereddüt etmeden karşılık verdi: “Ben oğlumu istiyordum!” Ardından davetlilere dönüp yüksek sesle söyledi: “Herkes duysun! Arslan ailesinin yıllardır koruduğu itibar bir yalandan ibaretmiş.” Rauf ona yaklaşıp dişlerinin arasından, “Bu çocuğu kabul edersen her şeyini kaybedersin,” dedi. Selin gözyaşları içinde Arda’ya baktı. “Ben zaten en değerli şeyimi yıllar önce kaybetmişim.”
Arda hâlâ kırgındı. “Şimdi beni kabul etmen geçmişi değiştirmiyor.” Selin dizlerinin üzerine çöktü ama Arda’ya dokunmadı. “Haklısın,” dedi. “Senden bugün beni affetmeni istemiyorum.” Arda’nın sesi titredi. “Az önce herkesin önünde beni yalancı ilan ettin. Beni ittin. ‘Seni tanımıyorum’ dedin.” Selin başını eğdi. “Hayatım boyunca söylediğim en korkunç cümle buydu.” Cem sessizce Arda’nın yanına geçti. “Çocuk sana bir şey kanıtlamak zorunda değildi, Selin. Asıl sen ona anne olduğunu kanıtlamak zorundasın.” Selin gözlerini Arda’dan ayırmadan cevap verdi: “Biliyorum.” Sonra boynundaki pahalı pırlanta kolyeyi çıkarıp masaya bıraktı. “Bu salon, bu para, bu soyadı... hiçbirinin önemi yok.” Arda sertçe, “Ben paranı istemiyorum,” dedi. Selin başını salladı. “Ben de sana para teklif etmiyorum. Sadece kaybettiğimiz yılların kalanını geri kazanmak için bir şans istiyorum.”
O geceden sonra yapılan DNA testi gerçeği kesin olarak doğruladı: Arda, Selin Arslan’ın öz oğluydu. Rauf’un yıllar önce hastane kayıtlarını değiştirdiği, bebeği aile çalışanlarından birine teslim ettiği ve Selin’e sahte ölüm belgeleri gösterdiği ortaya çıktı. Sonuç kâğıdını elinde tutan Cem, Selin’e baktı. “Artık şüphe kalmadı.” Selin kâğıda değil Arda’ya baktı. “Benim için zaten kalmamıştı.” Arda sessizce pencerenin yanında duruyordu. Selin yaklaşınca, “Beni hemen seninle yaşamaya zorlayacak mısın?” diye sordu. Selin başını iki yana salladı. “Hayır. Nerede güvende hissediyorsan orada kalacaksın.” Arda şaşırdı. “Beni kaybetmekten korkmuyor musun?” Selin acıyla gülümsedi. “Çok korkuyorum. Ama seni bir kez başkaları benden kopardı. İkinci kez bunu ben yapmayacağım.” Arda ilk kez annesine öfkesiz baktı. “Peki ya deden?” Selin kararlıydı. “Yaptıklarının hesabını verecek.”
Haftalar sonra Selin, Arslan Holding’in yönetim kurulu toplantısında herkesin önünde babasının yetkilerini sonlandırdı. Rauf masaya yumruğunu vurdu. “Bir çocuk yüzünden kendi babanı mı siliyorsun?” Selin sakin ama sert bir sesle cevap verdi: “Hayır. Bir çocuğu annesinden çalan adamı hayatımdan çıkarıyorum.” Rauf Arda’ya baktı. “Sen gelmeden önce bu aile güçlüydü.” Arda bu kez korkmadı. “Güçlü değildiniz. Sadece herkes sizden korkuyordu.” Cem hafifçe gülümsedi. Selin oğlunun yanına geçti. “Bugünden sonra kimse senden utanmayacak, Arda.” Arda ona dönüp, “Ben sizden utanmıyorum,” dedi. “Ama sana hemen anne diyebileceğimi de sanma.” Selin’in gözleri doldu. “Beklerim.” Arda birkaç saniye sustu. “Gerçekten mi?” Selin cevap verdi: “On yıl beklemişim. Birkaç ay daha beklemek bana ağır gelmez.”
Aylar sonra aynı Boğaz otelinde yeniden bir davet düzenlendi; fakat bu kez amaç Selin’in doğum gününü kutlamak değil, kayıp çocuklara destek veren bir vakfın açılışıydı. Selin kürsüde konuşurken Arda salonun arkasında Cem’le birlikte onu izliyordu. “Bir zamanlar bir çocuğun üstündeki eski kıyafetlere bakıp ondan utandım,” dedi Selin. “Sonra o çocuğun benim oğlum olduğunu öğrendim. Ama bugün biliyorum ki oğlum olmasaydı bile ona yaptığım yine yanlıştı.” Konuşma bittikten sonra Arda sessizce yanına geldi. “Bir şey söyleyeceğim,” dedi. Selin heyecanla eğildi. Arda ona uzun uzun baktı. “Seni tamamen affetmiş değilim.” Selin başını salladı. “Biliyorum.” Arda hafifçe gülümsedi. “Ama bu gece eve birlikte gidebiliriz... anne.” Selin’in gözlerinden yaşlar boşandı. “Bir daha söyler misin?” Arda gülerek sarıldı. “Anne.” Selin oğlunu sımsıkı tuttu. “Bu kez seni bırakmayacağım.” Arda başını omzuna yasladı. “Bırakmak zorunda değilsin. Çünkü bu kez ben de gitmiyorum.”
Comments (0)
Loading comments...
May You Like



















