Logo

13tutt “Feride Çocuğu Kovdurdu… Sonra Boynundaki Kolyeyi Görünce Dondu!”

Article image

Feride’nin sesi titriyordu. “Bu kolye… senin annende nasıl olabilir?” Kerem bir an sustu, sonra cebinden yağmurdan buruşmuş küçük bir fotoğraf çıkardı. “Annem ölmeden önce bana bunu verdi. ‘Feride Koral’ı bul, ona söyle: Ben senden hiçbir şey çalmadım dedi.” Feride fotoğrafı eline aldığı anda yüzündeki renk tamamen çekildi. Fotoğrafta yirmili yaşlarında iki genç kadın yan yana duruyordu; biri Feride, diğeri ise yıllardır adını bile anmadığı küçük kız kardeşi Aylin’di. Feride’nin eli öylesine titredi ki fotoğraf neredeyse yere düşecekti. “Aylin…” diye fısıldadı. Kerem şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Annemi tanıyor muydunuz?” Feride gözlerini kapattı. Salonun uğultusu bir anda uzaklaştı. “Tanımak mı?” dedi boğuk bir sesle. “O… benim kardeşimdi.”

Kerem’in gözleri büyüdü. “O zaman neden annem yıllarca sizi aradı da siz hiç gelmediniz?” Bu soru Feride’ye tokat gibi çarptı. Feride ağır ağır dizlerinin üzerine çöktü; artık karşısında bir dilenci çocuk değil, geçmişinin hesabını soran kendi yeğeni vardı. “Çünkü bana onun öldüğü söylendi,” dedi. “Babamız, Aylin’in aileyi rezil ettiğini söyledi. Onu evden kovmuştu. Sonra bana bir mezar belgesi gösterdi.” Kerem başını sertçe salladı. “Yalanmış! Annem ölmedi. Yıllarca tek başına yaşadı. Bana hep ‘Bir gün gerçek ortaya çıkacak’ derdi.” Feride öfkeyle ayağa kalktı ve salondaki yaşlı bir adama döndü. O adam, Koral ailesinin kırk yıllık avukatı Nihat Bey’di. Feride bağırdı: “Nihat! O mezar belgesini sen hazırlamıştın. Bana şimdi gerçeği söyle!”

Nihat’ın yüzü bembeyaz oldu. “Feride Hanım, burada konuşmayalım…” Feride bir adım üzerine yürüdü. “KIRK YIL sustum! Şimdi konuşacaksın!” Gala salonundaki herkes sessizliğe gömüldü. Nihat sonunda başını eğdi. “Babanızın emriydi,” dedi. “Aylin Hanım, ailenin istemediği bir adamla evlenmişti. Babanız onun mirastan pay almasını istemedi. Bu yüzden sahte ölüm kaydı hazırlattı. Aylin Hanım’a da sizin onu reddettiğinizi söyledi.” Feride’nin gözlerinden yaşlar boşandı. “Ben mi reddetmişim?” Nihat konuşmaya devam etti: “Hayır. Siz yıllarca kandırıldınız. Aylin Hanım da sizin onu terk ettiğinize inandı.” Kerem’in sesi kırıldı. “Annem son gününe kadar size kızmadı. Sadece ‘Belki Feride de benim gibi kandırıldı’ dedi.” Feride elleriyle yüzünü kapattı ve hıçkırdı.

Birden Feride’nin bakışları Kerem’in boynundaki kolyeye kaydı. “O kolyeyi bana ver,” dedi yumuşakça. Kerem tereddüt ederek uzattı. Feride kendi boynundaki kolyeyi çıkardı ve iki parçayı yan yana getirdi. Arkalarındaki Osmanlı lalesi işaretleri birleşince ortaya küçük bir harf dizisi çıktı: F-A. Feride gözyaşları içinde gülümsedi. “Bunları annemiz bize yaptırmıştı. F, Feride… A, Aylin. ‘Ne olursa olsun birbirinizi bulursunuz’ demişti.” Kerem’in dudakları titredi. “Annem bunu hep sakladı.” Feride başını eğdi. “Ben ise onu koruyamadım.” Kerem sessizce sordu: “Şimdi ne olacak?” Feride çocuğun ellerini tuttu. “Şimdi önce senden özür dileyeceğim. Sonra annenin çalınan hayatını geri vereceğim.”

Nihat bir anda geri çekilmeye çalıştı ama Feride güvenliğe döndü. “Kapıları kapatın. Bu adam hiçbir yere gitmiyor.” Nihat panikle bağırdı: “Feride Hanım, bunun şirketle ilgisi yok!” Feride’nin bakışları yeniden sertleşti. “Tam tersine. Aylin’in mirası yıllarca şirkette tutulduysa, bu sadece bir aile suçu değil.” Ardından telefonunu çıkarıp şirket hukuk direktörünü aradı. “Bu gece tüm eski miras kayıtlarını açın. Babamın vasiyetini, Aylin’in paylarını ve Nihat’ın hazırladığı belgeleri inceleyin.” Nihat öfkeyle, “Bir çocuğun sözüyle kırk yıllık düzeni mi yıkacaksınız?” dedi. Feride Kerem’i yanına çekti. “Hayır. Bir çocuğun sözüyle değil. Kırk yıllık bir yalanı gördüğüm için yıkacağım.”

Saatler sonra gerçek tamamen ortaya çıktı. Aylin’in miras hakkı hiçbir zaman yok olmamıştı; sahte evraklarla Feride’nin üzerine aktarılmıştı. Feride ertesi sabah basının karşısına çıktı, ama Kerem’i kameraların önüne çıkarmadı. “Koral ailesinin geçmişinde büyük bir haksızlık yapıldı,” dedi. “Bu haksızlıktan doğrudan sorumlu olmasam bile, onun nimetlerinden yararlandım. Bu nedenle kız kardeşim Aylin’in tüm yasal payı, faiziyle birlikte oğlu Kerem’e devredilecek.” Bir gazeteci bağırdı: “Peki şirketinizin itibarı?” Feride hiç düşünmeden cevap verdi: “Bir şirketin itibarı, bir çocuğun annesinden çalınan hayattan daha değerli değildir.” Kerem perde arkasından onu dinlerken ilk kez yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

O gece Feride, Kerem’i Boğaz’a bakan eski aile yalısının balkonuna götürdü. Yağmur durmuştu. Feride iki kolyeyi masaya koydu ve birini Kerem’e geri uzattı. “Bu annenin. Hiçbir kasada saklanmayacak. Sen taşıyacaksın.” Kerem kolyeyi avucuna aldı. “Size hâlâ kızgın olmalı mıyım?” Feride gözleri dolarak cevap verdi: “İstersen kız. Buna hakkın var. Ama bana bir şans verirsen, annenin kaybettiği aileyi sana geri vermek istiyorum.” Kerem uzun süre sustu, sonra yavaşça Feride’ye sarıldı. “Annem hep ‘Gerçek geç gelir ama geldiğinde kapıyı çok sert çalar’ derdi.” Feride Kerem’i sımsıkı kucakladı. “Bu kez o kapıyı ben açacağım.” Kamera iki eski zümrüt kolyeye yaklaşırken Feride fısıldadı: “Hoş geldin eve, Kerem.”

Comments (0)

Loading comments...