11tutt Gelinine Tokat Attı… Sonra Patronu Ona “Kızım” Dedi!

Kerem’in dudaklarından dökülen “Patronum... siz... onun babası mısınız?” sözleri salonda yankılanırken Haluk Karahan tek kelime etmeden ona baktı. O bakış, Kerem’in yıllardır önünde eğildiği bütün yöneticilerden, imzaladığı milyonluk sözleşmelerden daha ağırdı. Haluk yavaşça Elif’in yanına geldi, kızının kızarmış yanağına baktı ve yere düşmüş orkide buketini gördü. “Bunu sana o mu yaptı?” diye sordu. Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Evet baba... ama artık korkmuyorum.” Haluk başını Kerem’e çevirdi. Kerem hemen ellerini kaldırdı. “Haluk Bey, ben... yanlış anladınız.” Haluk’un sesi buz gibiydi: “Yanlış anladığım tek şey, seni yıllarca adam sanmış olmam.” Salondaki fısıltılar bir anda kesildi.
Kerem’in yüzündeki korku büyüdü. Birkaç dakika önce Elif’i herkesin önünde aşağılayan adam gitmiş, yerine ayakta zor duran biri gelmişti. “Ben onun sizin kızınız olduğunu bilmiyordum!” diye bağırdı. Haluk kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Bilseydin vurmayacak mıydın?” Kerem cevap veremedi. Haluk bir adım daha yaklaştı. “Demek sorun yaptığın şey değil, kime yaptığın.” Kerem’in annesi ön sıradan kalkıp oğlunun koluna sarıldı. “Kerem, özür dile!” diye fısıldadı. Kerem hemen Elif’e döndü. “Elif, ne olur... sinirime yenildim.” Elif gözyaşlarını silip dimdik durdu. “Hayır Kerem. Sen sinirine yenilmedin. Sen gerçek yüzünü gösterdin. Beni fakir sandığın için ezdin. Babasız sandığın için değersiz gördün. Şimdi korkuyorsun, çünkü babam güçlü.”
Haluk, Kerem’in önünde duran nikâh masasındaki kalemi aldı ve birkaç saniye elinde tuttu. Herkes onun ne yapacağını merak ediyordu. Sonra kalemi Kerem’in önüne bıraktı. “Bugün kızım seninle evlenmeyeceği için servetimi kaybetmeyeceksin,” dedi sakince, “çünkü o servetin tek kuruşu zaten hiçbir zaman senin olmayacaktı.” Kerem şaşkınlıkla, “Ne demek istiyorsunuz?” diye sordu. Haluk ceketinin iç cebinden bir zarf çıkardı. “Son altı aydır şirketimdeki yetkini kullanarak gizlice yaptığın anlaşmalar inceleniyordu. Seni bugün buraya gelirken damadım olarak değil, yarın yönetim kurulunda hesap verecek bir çalışan olarak görüyordum.” Kerem’in dizlerinin bağı çözüldü. “Hayır... bu mümkün değil.” Haluk sertçe cevap verdi: “Mümkün. Ama seni bitiren ben olmayacağım, Kerem. Seni kendi yaptıkların bitirecek.”
Kerem son bir umutla Elif’e koşmak istedi, fakat Elif elini kaldırıp onu durdurdu. “Yaklaşma.” Kerem’in gözleri doldu. “Elif, seni seviyorum. Her şeyi düzeltebiliriz.” Elif acıyla gülümsedi. “Beni mi seviyorsun? Beş dakika önce bana ‘Sen kimsin ki benim aileme giresin?’ diyordun.” Kerem başını salladı. “Öfkeyle söyledim!” Elif yere düşen buketine baktı, sonra parmağındaki yüzüğü çıkardı. Salon nefesini tuttu. Elif yüzüğü Kerem’in avucuna bıraktı. “O zaman ben de son derece sakin söylüyorum: Senin ailenin kapısından girmeyeceğim.” Kerem fısıldadı: “Elif...” Elif sözünü kesti. “Ve sen de benim hayatıma bir daha giremeyeceksin.” Ardından nikâh görevlisine dönüp net bir sesle, “Bu evlilik gerçekleşmeyecek,” dedi.
Tam o sırada Haluk kızına yaklaşarak, “Elif, istersen onu buradan çıkarttırırım,” dedi. Elif başını salladı. “Hayır baba. Kimse ona dokunmasın.” Kerem umutla başını kaldırdı, fakat Elif’in devam eden sözleri onu daha da sarstı: “Çünkü hayatımın geri kalanında, kurtuluşumu babamın gücüne borçlu olduğumu düşünmek istemiyorum. Bugün bu adamdan ben vazgeçiyorum.” Haluk’un gözlerinde ilk kez gurur belirdi. “İşte benim kızım.” Elif birkaç saniye sustu, sonra babasına baktı. “Ama sana da bir sorum var. Bunca yıl neredeydin?” Haluk’un yüzündeki sertlik dağıldı. “Seni terk etmedim, Elif. Annen öldüğünde seni benden uzaklaştıran insanların yalanlarına inandım. Seni aramaktan hiç vazgeçmedim.” Elif titreyen sesle, “Peki bugün neden geldin?” diye sordu. Haluk cevap verdi: “Çünkü seni ikinci kez kaybetmeye dayanamazdım.”
Elif’in gözlerinden yaşlar boşaldı. Haluk kızına sarılmak için kollarını açtı ama zorlamadı. Birkaç saniye sonra Elif kendisi ona doğru yürüdü ve yılların özlemiyle babasına sarıldı. Salondaki birçok kişi gözyaşlarını tutamadı. Kerem ise uzaktan onları izliyor, her saniye biraz daha küçülüyordu. “Elif...” diye son kez seslendi, “bana bir şans ver.” Elif babasının omzundan başını kaldırdı. “Ben sana şans vermiştim, Kerem. Seni paran için değil, seni insan sandığım için sevmiştim.” Kerem’in annesi sessizce ağlamaya başladı. Haluk kızına, “Gidelim mi?” diye sordu. Elif başını salladı, sonra Kerem’e son kez baktı. “Bugün beni herkesin önünde küçük düşürmek istedin. Ama sonunda benim kim olduğumu değil, senin kim olduğunu herkes gördü.”
Elif, Haluk’un koluna girip uzun koridordan çıkmaya başladığında konuklar sessizce onlara yol verdi. Kerem altarın önünde yapayalnız kaldı; yerde parçalanmış orkide yaprakları, avucunda geri verilmiş yüzük vardı. Tam kapıya ulaştıklarında Kerem’in telefonu çaldı. Titreyen ellerle ekrana baktı: şirketten gelen tek satırlık bir mesajdı. Yönetim kurulu toplantısı sabah dokuzdaydı ve tüm yetkileri derhal askıya alınmıştı. Kerem başını kaldırıp çaresizce bağırdı: “Haluk Bey! Lütfen, her şeyi kaybetmeyeyim!” Haluk durdu ama arkasını dönmedi. Elif ise döndü ve sakin bir sesle, “Ben fakirken beni değersiz sandın. Şimdi sen gücünü kaybedince değersiz olduğunu düşünüyorsun. Hâlâ hiçbir şey öğrenmemişsin,” dedi. Kerem’in gözlerinden yaşlar süzüldü. Elif babasının elini tuttu. Haluk kızına, “Hazır mısın?” diye sordu. Elif yıllar sonra ilk kez gerçekten gülümsedi: “Evet baba. Bu kez kendi hayatıma gidiyorum.” Büyük kapılar onların ardından kapanırken Kerem boş salonda tek başına kaldı; Elif ise bir düğünden gelin olarak değil, kendi değerini yeniden kazanmış özgür bir kadın olarak çıktı.
Comments (0)
Loading comments...

















