10tutt Miliarder Itu Menghina Dimas di Depan Semua Orang… Detik Berikutnya Dia Malah Berlutut di Depannya

Tabutun üzerindeki dar yarıktan Leyla’nın açık gözlerini gören Kerem bir an nefes alamadı. Sonra elindeki çekici yere bıraktı ve bütün salonu titreten bir sesle bağırdı: “Leyla yaşıyor! Hepiniz gördünüz! O yaşıyor!” Nermin çığlık atarak tabuta koştu. Haluk’un elindeki silah titremeye başlamıştı. “Kimse yaklaşmayacak!” diye haykırdı Haluk, fakat bu kez sesi eskisi kadar güçlü değildi. Kerem gözyaşları içinde ona döndü: “Neden korkuyorsun Haluk Bey? Eğer suçsuzsan, tabutun açılmasından neden korkuyorsun?” Salondaki kırk kişinin bakışları bir anda Haluk’a çevrildi. Nermin yumruklarını sıktı. “Silahı indir Haluk. Şimdi. Yoksa burada sakladığın her şey bitecek.” Haluk etrafına baktı ve ilk kez gücünün, parasının ve soyadının onu kurtaramayacağını anladı.
İki güvenlik görevlisi tereddütle Haluk’a yaklaşırken Kerem tabutun mandallarını açmaya çalıştı. Nermin de ona yardım etti. Haluk bir adım ileri atıp, “O tabutu açarsanız hepiniz pişman olacaksınız!” diye bağırdı. Nermin gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi: “Hayır Haluk… Biz yıllardır açmadığımız için pişmanız.” Güvenlik görevlilerinden biri sonunda Haluk’un silah tutan bileğini kavradı. Diğeri silahı elinden aldı. Haluk öfkeyle, “Bırakın beni! Ben Haluk Karahan’ım!” diye kükredi. Kerem ise tabutun kapağını kaldırırken hıçkırarak, “Bugün burada soyadın değil, gerçek konuşacak.” dedi. Kapak açıldığı anda Leyla’nın bağlı elleri, gri bantla kapatılmış ağzı ve korkudan titreyen bedeni ortaya çıktı. Salondan tek bir toplu çığlık yükseldi.
Nermin hemen Leyla’nın ağzındaki bandı dikkatlice çıkardı. Leyla ciğerlerine hava doldururken boğuk bir ses çıkardı. “Kerem… beni duydu…” diye fısıldadı. Kerem dizlerinin üzerine çöktü. “Seni bırakmayacaktım. Bana kimse inanmadı ama seni bırakmayacaktım.” Nermin Leyla’nın ellerini çözerken sordu: “Bunu sana kim yaptı? Haluk mu?” Leyla başını yavaşça kaldırdı. Haluk’un yüzü bembeyaz kesilmişti. Leyla uzun süre ona baktı ve sonra, “Beni tabuta koyan eller onun değildi… ama emri veren sesi tanıyorum.” dedi. Salondaki herkes sustu. Haluk aniden bağırdı: “Leyla, sus! Ne söylediğini bilmiyorsun!” Leyla gözlerini kısarak cevap verdi: “Hayır. İlk kez ne söylediğimi çok iyi biliyorum.”
Leyla’nın titreyen eli Nermin’in koluna tutundu. “Üç gece önce babamın çalışma odasında belgeler buldum. Karahan şirketlerinin yıllardır sahte vakıflar üzerinden para kaçırdığını gördüm. Ama daha kötüsü vardı. Annemin ölümü kaza değildi.” Nermin’in yüzü dondu. “Ne diyorsun sen?” Leyla ağlamaya başladı. “Annem gerçeği öğrenmişti. Susmadı. Sonra öldü. Ben de aynı belgeleri bulunca beni susturmak istediler.” Haluk öfkeyle, “Yalan söylüyor! Travma geçiriyor!” diye bağırdı. Kerem ayağa kalktı. “O zaman neden cenazeyi bu kadar aceleye getirdin? Neden doktor çağırmadan tabutu kapattın?” Bu soru salonda yankılanınca Haluk cevap veremedi. Leyla gözyaşlarını silerek fısıldadı: “Çünkü beni gerçekten gömmeden önce kimsenin beni kontrol etmesini istemedi.”
Nermin yavaşça çantasından telefonunu çıkardı. “Haluk, konuşmaya devam et. Her şeyi kaydediyorum.” Haluk bir anda Nermin’e doğru hamle yaptı ama güvenlik görevlileri onu tuttu. “Telefonu ver bana!” diye bağırdı. Nermin geri çekilip soğuk bir sesle, “Otuz yıldır senden korktum. Bugün bitti.” dedi. Tam o sırada Kerem cebinden küçük, çatlamış bir telefon çıkardı. “Benim de bir şeyim var.” Leyla şaşkınlıkla ona baktı. Kerem telefonu açıp bir ses kaydı oynattı. Kayıtta Haluk’un sesi net biçimde duyuluyordu: “Sabaha kadar uyanmazsa cenazeyi hemen yapın. Kimse tabutu açmayacak.” Salondaki herkes taş kesildi. Haluk bağırdı: “Bu sahte!” Kerem cevap verdi: “Hayır. Leyla abla beni üç gün önce aradı. Başına bir şey gelirse bu kaydı saklamamı söyledi. O yüzden bugün buradaydım.”
Leyla gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Sonra Haluk’a baktı. “Beni neden öldürmek istedin? Ben senin kızınım.” Haluk’un öfkesi bir anda çöktü. Omuzları düştü. “Seni öldürmek istemedim… sadece belgeleri teslim etmeni istedim. Her şey kontrolden çıktı.” Leyla acı bir gülümsemeyle, “Beni canlı canlı gömmek kontrol müydü?” dedi. Haluk başını salladı. “Ben tabuta konacağını bilmiyordum. Adamlarım…” Nermin sözünü kesti: “Yeter! Yine başkalarını suçluyorsun.” Dışarıdan siren sesleri duyulmaya başladı. Kerem şaşkınlıkla kapıya baktı. Nermin ona döndü: “Sen tabuta vururken ben polisi aradım. Haluk’un yüzündeki korkuyu gördüğüm anda bir şeylerin yanlış olduğunu anladım.” Haluk gözlerini kapattı. O an, yıllardır kurduğu imparatorluğun birkaç dakika içinde çöktüğünü anlamıştı.
Polisler salona girdiğinde Leyla hâlâ tabutun yanında oturuyordu. Haluk kelepçelenirken son kez kızına baktı. “Leyla… beni bir gün affedebilir misin?” Leyla uzun süre sustu. Sonra Kerem’in elini tuttu ve ayağa kalktı. “Affetmek, yaptıklarını unutmak değildir. Önce gerçeğin hesabını vereceksin. Sonra belki ben kalbimde ne yapacağıma karar veririm.” Haluk başını eğdi ve götürüldü. Nermin Kerem’e sarılıp ağladı. “Bugün herkes güçlü adamlardan korkarken sen tek başına gerçeğin peşinden gittin.” Kerem Leyla’ya baktı. Leyla onu sıkıca kucakladı ve fısıldadı: “Sen tabutu kırmadın Kerem… bizi yıllardır hapseden sessizliği kırdın.” O öğleden sonra Boğaz’ın üzerine güneş inerken Karahan ailesinin en karanlık sırrı açığa çıktı. Leyla hayatta kaldı, suçlular yargılandı ve yıllardır korkuyla yönetilen o evde ilk kez gerçek, paradan ve güçten daha yüksek sesle konuştu.
Comments (0)
Loading comments...

















