Logo

09tutt “Bu Cenaze Sahte!” — Zeynep’in Çığlığıyla Yalçın Ailesi Paramparça Oldu

Article image

Emir’in “Oğlum... yaşıyor mu?” sorusu salonda yankılanırken Zeynep’in dizleri titredi, fakat gözlerini ondan ayırmadı. Küreği yere bıraktı ve önlüğünün cebinden buruşturulmuş küçük bir anahtar çıkardı. “Yaşıyor, Emir Bey... ama burada değil. Onu bu tabuta hiç koymadılar!” dedi. Emir’in yüzündeki son renk de çekildi. Neriman Hanım bir adım daha gerilerken Zeynep parmağını ona çevirdi. “Anahtarın hangi kapıyı açtığını o çok iyi biliyor.” Salondaki bütün bakışlar Neriman’a döndü. Kadın çantasını göğsüne bastırıp, “Bu hizmetçinin söylediklerine inanacak kadar aklını mı kaybettin, Emir?” diye bağırdı. Emir yavaşça annesine döndü. “Bana yalan söylediğini öğrenirsem, bugün burada kaybettiğim tek kişi oğlum olmayacak... annemi de kaybedeceğim.” O anda Neriman’ın yüzündeki soğuk gurur ilk kez çatladı.

Zeynep, kırılmış tabutun yanından koşarak çıktı; Emir ve birkaç aile üyesi peşinden geldi. Malikânenin kullanılmayan arka koridorunda, eski servis merdivenlerinin altında yıllardır kilitli duran küçük bir kapının önünde durdu. Elleri öylesine titriyordu ki anahtarı kilide iki kez sokamadı. Emir sabırsızlıkla, “Aç şu kapıyı, Zeynep! Oğlum nerede?!” diye haykırdı. Tam o sırada Neriman yetişip kapının önüne geçti. “Orada hiçbir şey yok! Bu rezaleti bitirin!” dedi. Zeynep gözyaşları içinde karşılık verdi: “Dün gece bu kapının arkasından bir çocuğun öksürdüğünü duydum. Sonra sizin doktorla konuşmanızı işittim: ‘Sabaha kadar burada kalacak, sonra şehirden çıkarılacak’ dediniz!” Emir annesinin kolunu tuttu. “Çekil önümden.” Neriman ilk kez oğlundan korktu. “Emir, bazı gerçekler öğrenilmemelidir.” Emir dişlerini sıktı: “Benim oğlum hakkında hangi gerçeği benden sakladın?”

Kapı açıldığında içerisi boş görünüyordu; yalnızca bir yatak, yarısı içilmiş su ve yerde küçük bir çocuk battaniyesi vardı. Emir battaniyeyi görünce nefesi kesildi. Üzerindeki küçük işlemeyi hemen tanıdı; onu oğluna doğduğu gün kendisi almıştı. “Bu... onun battaniyesi.” diye fısıldadı. Zeynep duvardaki dolabı açtı ve arkasındaki dar geçidi gösterdi. “Onu buradan götürdüler. Ama çok geç değil. Şoförünüz Halil’e, aracı Boğaz’ın kuzeyindeki eski av köşküne sürmesini emrettiler.” Neriman’ın yüzü bembeyaz oldu. Emir ona döndü. “Sen mi yaptın?” Neriman dudaklarını sıktı. “Ben ailemizi kurtarmaya çalıştım!” Emir’in sesi öfkeyle yükseldi: “Bir babaya oğlunun öldüğünü söyleyerek mi?! Boş bir tabutun başında beni ağlatarak mı?!” Neriman aniden bağırdı: “Çünkü o çocuk yaşarsa Yalçın ailesinin bütün serveti elinizden gidecekti!”

Gerçek sonunda parçalar halinde ortaya döküldü. Neriman, Emir’in oğlunun doğumuyla birlikte yıllardır saklanan bir miras şartının yürürlüğe gireceğini öğrenmişti; servetin önemli bölümü doğrudan çocuğun adına geçecekti. Kontrolünü kaybetmekten korkmuş, aile doktorunu ve güvendiği birkaç çalışanı para ile susturmuştu. Çocuğu kısa süreliğine gizleyip sahte ölüm raporu hazırlatmış, cenazeden sonra da yurt dışına göndermeyi planlamıştı. Emir inanamayarak, “Bütün bunları para için mi yaptın?” dedi. Neriman gözyaşlarını tutamadı. “Para için değil! Bu aileyi ayakta tutmak için! Sen hiçbir zaman neyin bedelini ödediğimi anlamadın!” Emir annesine yaklaştı. “Hayır. Sen aileyi korumadın. Kendi tahtını korudun.” Zeynep sertçe ekledi: “Ve bunun için masum bir çocuğu babasından kopardınız.” Neriman başını eğdi; artık inkâr edecek hiçbir şeyi kalmamıştı.

Emir hemen şoförü aradı. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Halil korkulu bir sesle cevap verdi. “Emir Bey... ben bunu yapmak istemedim. Neriman Hanım beni tehdit etti. Çocuk güvende. Eski köşkteyiz.” Emir gözlerini kapatıp duvara yaslandı. İlk kez umut, korkusunun arasından kendine yol buldu. “Telefonu ona verme. Sadece yanında kal. Ona babasının geldiğini söyle.” dedi. Neriman, “Emir, beni polise verirsen bu aile mahvolur! Gazeteler, şirket, herkes—” diye yalvardı. Emir telefonu indirip annesine baktı. “Bugün bir tabutun önünde oğlum için ağladım. Sen hâlâ şirketi düşünüyorsun.” Sonra güvenlik görevlilerine döndü: “Neriman Hanım bu evden çıkmayacak. Polisi arayın. Doktoru da bulun. Hiç kimse kaçmayacak.” Neriman çığlık attı: “Ben senin annenim!” Emir’in cevabı buz gibiydi: “Bir anne oğluna evladının ölümünü izletmez.”

Saatler sonra Emir eski av köşkünün kapısından içeri girdiğinde bütün öfkesi yok olmuştu. Uzak bir odadan küçük ayak sesleri duyuldu. Emir olduğu yerde dondu; yüzünü elleriyle kapattı ve yıllardır güçlü görünmeye çalışan adam ilk kez çocuk gibi ağladı. Zeynep birkaç adım geride duruyordu. Emir titreyen bir sesle, “Gerçekten o mu?” diye sordu. Halil başını eğdi. “Evet, Emir Bey. Ona zarar gelmedi. Korktu ama güvende.” Emir kapıya doğru yürürken içeriden ince bir ses geldi: “Baba?” Emir’in dizleri çözüldü. “Buradayım oğlum... Baba burada. Bir daha seni kimse benden alamayacak.” Zeynep yüzünü çevirip sessizce ağladı. Emir bir süre sonra ona döndü. “Bugün herkes susarken sen konuştun. Herkes korkarken sen o tabuta üç kez vurdun. Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum.” Zeynep başını salladı. “Bana teşekkür etmeyin. Sadece bir daha kimsenin gücünün, bir çocuğun hayatından büyük olmasına izin vermeyin.”

Ertesi sabah Boğaz’ın üzerine güneş doğarken Yalçın malikânesindeki sahte cenaze çiçekleri tek tek kaldırıldı. Neriman ve ona yardım edenler polis tarafından götürülmüş, sahte ölüm raporları ve para transferleri ortaya çıkarılmıştı. Emir oğlunun elini bırakmadan merdivenlerin başında Zeynep’i gördü. Zeynep artık hizmetçi önlüğünü çıkarmış, sessizce evden ayrılmaya hazırlanıyordu. Emir, “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Zeynep hafifçe gülümsedi. “Benim işim bitti. O artık babasının yanında.” Emir başını salladı. “Hayır. Senin işin bitmedi. Bu ailenin bana hatırlattığı her şeyi kaybettim; ama sen bana aile olmanın soyadıyla değil, cesaretle ilgili olduğunu öğrettin.” Zeynep’in gözleri doldu. Emir’in oğlu ona doğru koşup elini tuttu. “Zeynep abla, gitme.” Zeynep diz çöküp ona sarıldı. Ardından Emir’e bakarak fısıldadı: “O halde bu evde artık yalan olmayacak.” Emir oğlunu ve Zeynep’i yanına aldı. “Söz veriyorum. Dün burada sahte bir cenaze vardı. Bugün ise bu aile yeniden doğuyor.” Boğaz’ın ışığı pencerelerden içeri dolarken, boş tabut malikâneden çıkarıldı; onunla birlikte yıllardır bu evin içinde yaşayan korku ve yalan da sonsuza dek dışarı taşındı.

Comments (0)

Loading comments...