06tutt “Babamın Adı Neden Senin Kasanda?” Sorusu Milyarderin Yüzünü Bembeyaz Etti!

Emir’in sorusu salonda asılı kaldı: “Babamın adı neden senin kasanda yazıyor?” Cemal’in yüzündeki renk çekilmişti. Az önce kahkahalar atan iş adamları artık birbirlerine bakıyordu. Zeynep oğlunun yanına koşup metal çerçevedeki eski yazıya baktı. Parmakları titredi. “Mehmet… Bu gerçekten babanın adı.” diye fısıldadı. Cemal birden sertleşerek, “Yeter! Çocuktan uzak durun, bu saçmalık burada bitecek!” diye bağırdı. Emir geri çekilmedi. Yazının altındaki küçük işareti fark etti; babasının yıllar önce defterlerine çizdiği aynı semboldü. Başını kaldırıp Cemal’e baktı. “Babam bu kasayı tanıyordu, değil mi? Hatta belki bu kasa senin bile değildi.” Cemal cevap veremedi.
Emir kasanın büyük çarkına yaklaştı. Zeynep korkuyla kolundan tuttu. “Oğlum, ne yapıyorsun?” Emir gözlerini yazıdan ayırmadan, “Babam bana küçükken hep aynı dört sayıyı söylerdi. Ben oyun sanıyordum.” dedi. Cemal aniden ileri atıldı. “Kasaya dokunma!” diye kükredi. İşte o anda herkes onun korkusunun parayla ilgili olmadığını anladı. Emir dört rakamı çevirdi, sonra babasının kazıdığı küçük oku takip ederek çarkı ters yöne döndürdü. Derinden metalik bir ses geldi: klik. Salondaki herkes dondu. Emir yavaşça Cemal’e döndü. “Yüz milyon istemiyorum. Babamdan ne çaldığını bilmek istiyorum.” Cemal’in dudakları titredi: “O kasayı açarsan annenin hayatı da değişir.”
Ağır çelik kapı birkaç santim aralandığında Cemal, “Kapat onu! Sana iki yüz milyon veririm!” diye bağırdı. Emir durdu, fakat kapıyı kapatmadı. Zeynep gözyaşları içinde, “Cemal Bey… Mehmet sizin için sıradan bir çalışan değildi, öyle mi?” diye sordu. İçeride para destelerinden çok daha değerli şeyler vardı: eski şirket sözleşmeleri, fotoğraflar, mühürlü dosyalar ve üzerinde Mehmet Yılmaz – Kurucu Ortak yazan belgeler. Emir eski bir fotoğrafı kaldırdı. Fotoğrafta genç Cemal ile babası yan yana duruyor, aynı kasanın önünde gülümsüyordu. Arkasında el yazısıyla şu cümle vardı: Her şey yarı yarıya. Emir fotoğrafı Cemal’in yüzüne doğru kaldırdı. “Sen babamın patronu değildin… ortağıydın!” Zeynep nefesini tuttu. Cemal gözlerini yere indirdi.
Cemal sonunda koltuğa çöktü. “Evet… Şirketi birlikte kurduk. Mehmet benden daha zekiydi. İnsanlar ona güveniyordu.” dedi. Emir öfkeyle sordu: “O zaman neden biz yoksulluk içinde yaşadık? Neden annem senin evinde yer siliyor?” Cemal’in sesi küçüldü. “Çünkü şirket büyüdüğünde Mehmet bazı hesapları fark etti. Ben şirket parasını gizli hesaplara aktarıyordum. Beni durduracağını söyledi.” Zeynep’in gözleri doldu. “Sonra bir gece kayboldu… Bana öldüğünü söylediniz.” Cemal başını kaldırmadı. “Ölmedi. Onu öldürmedim. Ama üzerine sahte suçlar attım. Kaçmak zorunda kaldı. Eğer geri dönerse hapse gireceğini düşündü.” Emir yumruklarını sıktı. “Babamı bizden sen çaldın.” Cemal fısıldadı: “Evet.”
Tam o sırada iş adamlarından biri kasanın arkasındaki küçük metal kutuyu fark etti. “Burada başka bir şey var.” dedi. Emir kutuyu açınca eski bir telefon ve mühürlü bir zarf çıktı. Zarfın üzerinde: Zeynep ve oğlum Emir’e yazıyordu. Zeynep ağlayarak, “Bu Mehmet’in yazısı…” dedi. Telefonda tek bir kayıt vardı. Emir oynattı. Babasının sesi salonu doldurdu: “Emir, eğer bunu duyuyorsan artık gerçeği bulmuşsun demektir. Cemal beni susturmaya çalıştı. Ama bütün belgelerin kopyalarını sakladım. Ben hayattayım. Sizi korumak için uzak kaldım.” Zeynep dizlerinin üzerine çöktü. “Mehmet yaşıyor…” Emir’in gözlerinden yaşlar aktı. Kayıt devam etti: “Cemal, eğer oğlum karşındaysa bil ki senden para istemeyecek. Sadece senden çaldığın gerçeği geri isteyecek.”
Cemal ayağa kalkıp kapıya yöneldi, fakat az önce onunla gülen iş adamlarından ikisi önünü kesti. Biri telefonunu gösterdi. “Polisi on dakika önce aradım, Cemal. Her şeyi kaydettim.” Cemal öfkeyle, “Bana ihanet mi ediyorsunuz? Bu imparatorluğu ben kurdum!” diye bağırdı. Emir kasadan kurucu ortaklık sözleşmesini çıkarıp masaya bıraktı. “Hayır. Babamla birlikte kurdun. Sonra onun yarısını çaldın.” Siren sesleri dışarıdan duyulmaya başladı. Cemal son kez Zeynep’e baktı. “Parayı alın, belgeleri yakın. Hepiniz hayatınız boyunca zengin yaşarsınız.” Zeynep yerdeki devrilmiş temizlik kovasına baktı, sonra yıllardır kendisini aşağılayan adama dönerek, “Ben oğluma fakirliği açıklayabilirim Cemal Bey. Ama ona şerefsizliği asla açıklayamam.” dedi.
Aylar sonra Cemal dolandırıcılık, sahtecilik ve Mehmet’e kurduğu kumpas nedeniyle mahkûm edildi. Karahan şirketinin Mehmet’e ait hisseleri mahkeme kararıyla ailesine geri verildi. Fakat Emir’in beklediği en büyük şey para değildi. Bir sabah Boğaz kıyısındaki evlerinin kapısı çaldı. Zeynep kapıyı açınca yıllardır yaşlanmış, gözleri dolu bir adam karşısında duruyordu. “Zeynep… beni affedebilir misin?” dedi Mehmet. Emir birkaç saniye babasına baktı, sonra koşup ona sarıldı. “Neden gelmedin baba?” Mehmet oğlunu sımsıkı tutarak, “Korktum. Sizi koruduğumu sandım. Ama aslında sizi yalnız bıraktım.” dedi. Emir gözyaşlarıyla gülümsedi: “Bir daha gitme, yeter.” O gün yüz milyonluk ödülün hiçbir önemi kalmadı. Çünkü Emir kasayı açarak para değil, ailesinden çalınmış yılları ve babasının adını geri almıştı.
Comments (0)
Loading comments...

















