Logo

05tutt Elif’i Küçük Düşürdüler… Sonra Onun Orhan’ın Hayatını Kurtardığını Anladılar!

Article image

 

Orhan’ın bakışları masadaki herkesi tek tek tararken salona ağır bir sessizlik çöktü. Elif telefonu elinde sıkıca tutuyor, Selin ise hâlâ yanağını tutarak nefes nefese bekliyordu. Orhan sonunda sert bir sesle, “Kimse bu odadan çıkmayacak. Kapıları kilitleyin!” dedi. Güvenlik görevlileri hemen kapılara yöneldi. Selin öfkeyle Elif’i işaret etti: “Bize saldıran bu kadın! Belki videoyu da kendisi hazırladı!” Elif bir adım öne çıktı. “Öyleyse neden sizi değil, Orhan Bey’i kurtardım?” diye karşılık verdi. Tam o sırada Orhan masadaki kristal sürahiyi dikkatle inceledi. Elif’in videosundaki koyu renk kolun ucunda küçük, gümüş bir kol düğmesi görülüyordu. Orhan’ın gözleri aniden dondu. “Bu kol düğmesini tanıyorum…” diye fısıldadı. Masanın diğer ucunda oturan yeğeni Kaan’ın yüzü bir anda gerildi.

Kaan hemen ceketinin kollarını masanın altına çekmeye çalıştı. Orhan bunu fark edince yumruğunu masaya vurdu. “Ellerini çıkar, Kaan!” diye kükredi. Herkes dönüp ona baktı. Kaan zoraki bir gülümsemeyle, “Amca, saçmalıyorsun. O kol düğmelerinden İstanbul’da yüzlerce var.” dedi. Elif telefonu tekrar açtı ve görüntüyü durdurdu. “Ama bunun sağ köşesinde küçük bir çatlak var.” dedi. Orhan Kaan’ın bileğini yakaladı. Kol düğmesinin tam aynı yerinde ince bir kırık çizgi vardı. Selin irkilerek ayağa kalktı. “Kaan… bu ne demek?” Kaan birden sinirlendi. “Hiçbir şey demek değil! Bir hizmetçinin sözüyle beni suçlayamazsınız!” Elif hiç geri çekilmeden cevap verdi: “Sadece benim sözüm değil. Mutfağın servis koridorunda ikinci bir kamera daha var.”

Elif videonun devamını açtı. Bu kez ekranda Kaan’ın yüzü açıkça görülüyordu. Kaan, yemek başlamadan birkaç dakika önce boş salona giriyor, küçük şişeyi cebinden çıkarıyor ve şaraba damlatıyordu. Salondan uğultu yükseldi. Orhan’ın sesi titredi: “Neden? Seni kendi oğlum gibi büyüttüm.” Kaan’ın yüzündeki savunma bir anda öfkeye dönüştü. “Çünkü beni hiçbir zaman oğlun gibi görmedin!” diye bağırdı. “Şirketin yarısını Selin’e bırakacaktın. Bana ise yıllarca kırıntı verdin! Sen ölürsen yönetim bana geçecekti.” Selin şok içinde geri çekildi. “Benim yüzümden mi onu öldürmeye çalıştın?” Kaan ona döndü. “Senin yüzünden değil. Onun yüzünden! Hepimiz onun gölgesinde yaşadık!” Orhan’ın gözleri doldu ama sesi buz gibiydi: “Servet istedin diye beni öldürmeye kalktın. Sen benim ailem değilsin artık.”

Kaan paniğe kapılıp kapıya doğru hamle yaptı fakat güvenlik görevlileri önünü kesti. Ceketinden küçük bir şişe yere düştü ve mermer zeminde yuvarlandı. Elif hemen geri çekildi. “Dokunmayın! Aynı şişe olabilir.” dedi. Orhan güvenliğe döndü: “Polisi çağırın. Şişeyi de kimse ellemeyecek.” Kaan çırpınarak, “Beni polise verirsen bütün aile sırlarını anlatırım!” diye bağırdı. Orhan ona doğru yürüdü. “Anlat. Hepsini anlat. Bugün burada bir sır yüzünden neredeyse öldüm. Artık hiçbir sır benim hayatımdan değerli değil.” Kaan’ın yüzü çöktü. Selin ise yavaşça Elif’e baktı. Az önceki öfkesi yerini utanca bırakmıştı. “Ben… seni dinlemedim. Sana hakaret ettim.” Elif soğukça cevap verdi: “Ben sizden özür beklemiyordum. Sadece o bardağın dudaklarına ulaşmamasını istiyordum.”

Polis gelene kadar Orhan hiç kimsenin salondan ayrılmasına izin vermedi. Kaan götürülürken son kez dönüp, “Beni hapse attırsan bile şirketin içinde senden nefret eden başkaları da var!” diye bağırdı. Orhan cevap vermedi. Kapı kapandıktan sonra Selin yavaşça Elif’in karşısına geçti. “Bana attığın tokadı unutmayacağım.” dedi. Salondakiler yeniden gerildi. Elif başını dik tuttu. Selin birkaç saniye sustuktan sonra ekledi: “Ama belki de hayatımda ilk kez biri beni gerçeğe uyandırdı. Özür dilerim.” Elif şaşırdı. “Ben de size vurduğum için özür dilerim. Ama o anda Orhan Bey’i o bardaktan uzak tutmak zorundaydım.” Selin başını salladı. “Bugün bana değil, hepimize ders verdin.”

Orhan ağır adımlarla Elif’in yanına geldi. Masadaki zehirli şarap artık polis poşetine alınmıştı. “Bu görüntüyü neden çektin?” diye sordu. Elif kısa bir tereddütten sonra, “Kaan’ı mutfak koridorunda şişeyle gördüm. Şüphelendim. Peşinden gittim ama beni fark etmesin diye uzaktan kaydettim. Size ulaşmaya çalıştığımda yemek başlamıştı.” dedi. Orhan derin bir nefes aldı. “Yani birkaç saniye daha geç kalsaydın…” Elif sözünü tamamladı: “O zaman bu masa bir doğum günü sofrası değil, cenaze masası olurdu.” Orhan ilk kez gerçekten sarsıldı. Sonra cebinden çek defterini çıkardı. “Sana ne istersen verebilirim. Para, ev, iş… söyle.” Elif başını salladı. “Ben hayatınızı para için kurtarmadım. Sadece bir daha çalışanlarınıza, masanızdaki insanlardan daha değersizmiş gibi davranmayın.”

Aylar sonra Kaan, cinayete teşebbüs ve delilleri gizleme suçlarından mahkûm edildi. Orhan ise Demirci ailesinin şirket yönetimini tamamen değiştirdi; çalışanların haklarını güçlendiren yeni kurallar getirdi ve Elif’i konağın servis personelinden çıkarıp aile vakfının güvenlik ve etik biriminde görevlendirdi. İlk yönetim toplantısında Selin gülümseyerek, “Bir garsonun bir gün bu masada bizimle oturacağını söyleseler inanmazdım.” dedi. Elif karşılık verdi: “Ben de bir tokadın hayatımı değiştireceğini düşünmezdim.” Orhan önündeki su bardağını kaldırdı, bir an durdu ve gülümseyerek Elif’e baktı. “Artık içmeden önce sana sormam gerekecek galiba.” Salonda ilk kez gerçek bir kahkaha yükseldi. Elif de gülümsedi: “Bu kez temiz, Orhan Bey. İçebilirsiniz.” Orhan bardağından bir yudum aldı. O gece başlayan korku sonunda bitmişti; fakat ailede herkes bir şeyi öğrenmişti: bazen bir hayatı kurtaran kişi, masanın en güçlü insanı değil, kimsenin önemsemediği kişidir.



Comments (0)

Loading comments...