Logo

04tutt Sokak Çocuğunu Masadan Sürüklettiler… Son Sözü Selin’i Korkudan Dondurdu!

Article image

Kapıların kapanmasıyla restorana ağır bir sessizlik çöktü. Yusuf’un son sözü hâlâ Kemal’in kulaklarında çınlıyordu: “Yüzüne bak!” Kemal masadaki dokunulmamış ete baktı, sonra gözlerini yavaşça Selin’e kaldırdı. Selin zoraki bir tebessümle, “Kemal, gerçekten o sokak çocuğunun saçmalıklarına inanacak değilsin, değil mi?” dedi. Kemal cevap vermedi. Selin’in bardağı tutan parmaklarının titrediğini gördü. Birkaç saniye sonra soğuk bir sesle, “Yemeği mutfağa götürün. Kimse dokunmasın,” dedi. Selin irkildi. “Ne yapıyorsun?” diye sordu. Kemal sandalyesini geriye itti. “Bir çocuğu susturmak için neden bu kadar korktuğunu anlamaya çalışıyorum.” Selin’in yüzündeki renk biraz daha çekildi.

Kemal güvenlik şefine döndü. “Çocuğu geri getirin. Ona zarar verilmediyse hemen buraya getirin.” Selin birden ayağa fırladı. “Hayır! O serseriyi bir daha bu masaya yaklaştırmayacaksın!” diye bağırdı. Kemal ilk kez sesini yükseltti: “Yeter!” Restorandaki herkes dondu. “Az önce onu ‘pis dilenci’ diye aşağıladın, şimdi de geri gelmesinden korkuyorsun. Neden?” Selin dişlerini sıktı. “Çünkü bizi rezil etti!” Kemal masaya doğru eğildi. “Hayır, Selin. Seni korkutan rezil olmak değil. O çocuğun ne gördüğü.” Tam o sırada baş garson çekinerek yaklaştı. “Kemal Bey… bir şey söylemem gerekiyor.” Selin hızla ona baktı. Garson yutkundu. “Yusuf gelmeden birkaç dakika önce hanımefendiyi masada yalnız gördüm. Tabağınıza doğru eğilmişti.”

Selin’in gözleri büyüdü. “Yalan söylüyor!” diye haykırdı. Baş garson hemen başını salladı. “Hayır hanımefendi. Ne yaptığınızı görmedim, sadece tabağın yanında olduğunuzu gördüm.” Kemal’in yüzü buz kesti. “Kamera kayıtları?” diye sordu. Restoran müdürü telaşla yaklaştı. “VIP bölümünde kamera var, efendim.” Selin aniden Kemal’in kolunu yakaladı. “Bunu burada yapma. Eve gidelim, konuşalım.” Kemal elini yavaşça onun elinden çekti. “Yıllardır her şeyi kapalı kapılar ardında konuşarak çözdüğünü sandın.” Sonra müdüre baktı. “Kaydı şimdi açın.” Selin’in sesi çatladı. “Kemal, beni herkesin önünde aşağılayamazsın!” Kemal’in cevabı sertti: “Az önce on üç yaşında bir çocuğu herkesin önünde sürüklettin. Şimdi senden istediğim tek şey gerçeğin karşısında durman.”

Dakikalar sonra ekranda görüntü belirdi. Selin masada yalnızdı. Çantasından küçük bir şişe çıkardığı, etrafına baktığı ve tabağın üzerine birkaç damla döktüğü açıkça görülüyordu. Salondan toplu bir nefes sesi yükseldi. Kemal hiçbir şey söylemeden ekrana baktı. Selin geriye doğru sendeledi. “Kemal… açıklayabilirim.” Kemal yavaşça ona döndü. “Açıkla.” Selin’in dudakları titredi. “Sana zarar vermek istemedim.” Kemal’in gözleri daraldı. “O zaman tabağıma ne koydun?” Selin ağlamaya başladı. “Sadece seni hasta edecek bir şeydi… birkaç gün hastanede kalacaktın. Şirket toplantısını kaçıracaktın.” Kemal şaşkınlıkla sordu: “Neden?” Selin gözlerini yere indirdi. “Çünkü hisselerini devretmek üzereydin. Bunu yaparsan… benim kontrol ettiğim şirketlerin sözleşmeleri iptal olacaktı.”

Tam o sırada Yusuf iki güvenlik görevlisinin arasında geri getirildi. Bu kez kimse ona sert davranmıyordu. Çocuk kapıda durunca Kemal ona doğru yürüdü. Yusuf korkuyla bir adım geri çekildi. “Bana yine vuracak mısınız?” diye sordu. Kemal’in yüzündeki sertlik kırıldı. “Hayır,” dedi. “Senden özür dileyeceğim.” Yusuf şaşkınlıkla baktı. Kemal herkesin önünde eğilerek onun göz hizasına geldi. “Seni dinlemedim. Kıyafetlerine baktım ve seni değersiz sandım. Ama bu gece burada bana doğruyu söylemeye cesaret eden tek kişi sendin.” Yusuf yavaşça, “Ben sadece yemenizi istemedim,” dedi. Kemal’in sesi yumuşadı. “Ve belki de hayatımı kurtardın.” Selin arkadan bağırdı: “Kemal, bunu bir çocuğun önünde konuşma!” Yusuf ona baktı ve sessizce, “Ben fakirim hanımefendi… kör değilim,” dedi.

Selin’in yüzü öfkeyle gerildi. “Hepiniz beni suçlu ilan ettiniz!” diye bağırdı. Kemal telefonunu çıkarıp güvenlik şefine uzattı. “Polisi arayın. Yemek de incelenecek. Bundan sonrasına ben karar vermeyeceğim.” Selin dondu. “Beni polise mi vereceksin? Ben senin karınım!” Kemal ona uzun süre baktı. “Karım olduğun için gerçeği saklamamı mı bekliyorsun?” Selin ağlayarak, “Seni kaybetmekten korktum!” dedi. Kemal’in gözleri acıyla doldu. “Hayır. Beni değil, sahip olduğun hayatı kaybetmekten korktun.” Sonra masadaki kırmızı şarap lekesine baktı. “Yusuf’u susturmak için fakirliğini kullandın. Ben de öfkeme yenilip sana yardım ettim. Bu gece ikimizin de kim olduğunu gösterdi.” Selin çöken bir sesle, “Beni affetmeyecek misin?” diye sordu. Kemal cevap verdi: “Affetmek başka şey, seni sonuçlardan kurtarmak başka.”

Polis sirenlerinin uzaktan duyulduğu sırada Kemal Yusuf’a döndü. “Ailen nerede?” diye sordu. Yusuf başını eğdi. “Annem hasta. Buradaki mutfağın arkasında bazen yemek artığı veriyorlar. Ben de bugün onu almaya gelmiştim.” Kemal birkaç saniye sustu, sonra ceketini çıkarıp çocuğun omuzlarına koydu. Yusuf hemen, “Ben para istemiyorum,” dedi. Kemal hafifçe gülümsedi. “Sana para vermiyorum. Sana bir söz veriyorum. Annen tedavi olacak, sen de okula devam edeceksin. Ama karşılığında bir şey istiyorum.” Yusuf merakla baktı. “Ne?” Kemal elini uzattı. “Bir daha kimse seni kıyafetlerin yüzünden susturmaya çalıştığında başını eğme.” Yusuf onun elini tuttu. “Siz de bir daha fakir diye kimseyi küçümsemeyecek misiniz?” Kemal’in gözleri doldu. “Etmeyeceğim.” Arkasında polis Selin’e yaklaşırken Kemal son kez ona baktı ve sakin ama keskin bir sesle söyledi: “Bu gece hayatımı kurtaran kişi serveti olan biri değildi, Selin. Sizin dışarı attırdığınız çocuktu.”

Comments (0)

Loading comments...