Logo

03tutt Görgüsüz Köylü” Diye Hakaret Etti… Birkaç Saniye Sonra Korkudan Konuşamadı!

Article image

“Aşağı in. Hemen.” Murat’ın sesi yükselmemişti ama o üç kelime showroomdaki bütün havayı değiştirmişti. Defne’nin yüzündeki alaycı ifade silinirken, üst kattaki cam ofiste Hakan telefonu kulağına götürdü ve birkaç saniye Murat’a baktı. Sonra masasındaki dosyaları bıraktı, kapıya yöneldi. Defne’nin dudakları titredi. “Hakan Bey gerçekten aşağı mı geliyor?” diye fısıldadı. Yanındaki kıdemli satış danışmanı cevap vermedi; sadece bir adım geri çekildi. Birkaç dakika önce gülen çalışanların hiçbiri artık Defne’nin yanında durmak istemiyordu. Murat telefonu cebine koydu ve siyah otomobile bakmayı sürdürdü. Defne dayanamayıp sordu: “Siz… siz kimsiniz?” Murat başını ona çevirmeden, “Az önce kovduğun müşteriyim,” dedi. Bu cevap Defne’yi daha da korkuttu, çünkü adam hâlâ ne servetinden ne de makamından söz etmişti.

Asansörün kapısı açıldığında Hakan hızlı adımlarla showrooma girdi. Herkes onun Defne’ye doğru yürümesini beklerken Hakan doğrudan Murat’ın önüne geldi. Bir an sessizce durdu, sonra başını saygıyla eğdi. “Murat Bey… geleceğinizi bilseydim sizi kapıda karşılardım,” dedi. Showroomdaki birkaç çalışan aynı anda nefesini tuttu. Defne’nin rengi tamamen soldu. “Murat… Bey mi?” diye kekeledi. Hakan ona sertçe baktı. “Sen bu beyefendiye nasıl davrandın?” Defne hemen savunmaya geçti. “Ben sadece güvenlik prosedürünü uyguladım!” Murat ilk kez doğrudan gözlerinin içine baktı. “Güvenlik prosedürü müşteriye ‘görgüsüz köylü’ demeyi de mi içeriyor?” diye sordu. Defne’nin ağzı açık kaldı. Az önce gülen erkek çalışan başını yere eğdi.

Hakan öfkeyle Defne’ye döndü. “Cevap ver!” diye çıkıştı. Defne’nin sesi çatladı. “Ben… onun kim olduğunu bilmiyordum.” Murat’ın yüzündeki sakinlik bir anda daha ağır bir anlama büründü. “İşte sorun tam olarak bu,” dedi. “Kim olduğumu bilseydin saygılı olacaktın. Sıradan biri olduğumu düşündüğün için aşağılamayı kendine hak gördün.” Showroomdaki zengin müşteriler artık konuşmadan onları izliyordu. Defne gözyaşlarını tutmaya çalışarak, “Yanlış anladınız, ben sadece…” dedi. Murat sözünü kesti: “Hayır. Seni çok doğru anladım. Ayakkabılarıma baktın, saatime baktın, kıyafetime baktın ve insanlığım hakkında karar verdin.” Ardından kapı koluna doğru işaret etti. “Üstelik dokunmadığım yeri önümde temizledin. Beni kirli hissettirmek istedin.” Defne ilk kez başını eğdi.

Hakan derin bir nefes aldı ve alçak sesle, “Murat Bey, gerekli işlemi hemen yapacağım,” dedi. Murat ona döndü. “Beni korumak için değil,” diye cevap verdi, “buraya yarın gelecek başka bir insan için yap.” Ardından çalışanlara baktı. “Az önce kim güldü?” Sessizlik oldu. Genç satış danışmanı sonunda elini kaldırdı. “Ben… özür dilerim,” dedi. Murat ona yaklaştı. “Neden güldün?” Genç adam güçlükle cevap verdi: “Defne Hanım’a karşı çıkmak istemedim.” Murat başını salladı. “Bazen kötülük yapan kişiden daha tehlikeli olan, onu alkışlayan kalabalıktır.” Sonra Hakan’a dönerek ekledi: “Kimseyi bugün işten çıkarma. Önce herkes kameraları izlesin. Sonra bana birer cümleyle neyi yanlış yaptıklarını anlatsınlar.” Defne şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Beni… kovmayacak mısınız?”

Murat ilk kez hafifçe gülümsedi, fakat bu gülümsemede sıcaklık yoktu. “Kararı ben vermeyeceğim,” dedi. “Sen vereceksin.” Defne anlamadı. “Nasıl yani?” Murat siyah otomobili gösterdi. “Yarın sabahtan itibaren bir hafta boyunca girişte duracaksın. Gelen her müşteriyi kıyafetine bakmadan karşılayacaksın. Çayını, kahvesini kendin ikram edeceksin. Ve kimseyi arabasına, saatine, ayakkabısına göre değerlendirmeyeceksin.” Hakan araya girdi: “Murat Bey, bu çok hafif bir ceza.” Murat başını iki yana salladı. “Ceza istemiyorum. Değişim istiyorum.” Defne’nin gözlerinden yaşlar süzüldü. “Ya değişmezsem?” diye sordu. Murat’ın sesi yeniden buz gibi oldu: “O zaman bu kapıdan bir daha çalışan olarak giremezsin.”

Defne birkaç saniye sessiz kaldı, sonra herkesin önünde rozetini çıkardı ve avucunda tuttu. “Bugün sizi küçük gördüm,” dedi titreyerek. “Çünkü pahalı görünmüyordunuz. Ve bunun mesleki değil, karakterime ait bir kusur olduğunu şimdi anlıyorum.” Murat cevap vermedi. Defne ona bir adım yaklaştı. “Özür dilemek yetmeyecek, biliyorum. Ama bana bunu düzeltme fırsatı verir misiniz?” Murat gözlerini onun üzerinde tuttu. “Benden değil,” dedi, “bundan sonra kapıdan girecek ve kendini değersiz hissettireceğin insanlardan özür dile.” Hakan sessizce başını salladı. Tam o sırada Defne cesaretini toplayıp sordu: “Peki gerçekten kimsiniz?” Hakan hemen ona baktı, ancak Murat eliyle onu susturdu. “Bugün öğrenmen gereken tek şey kim olduğum değil,” dedi. “İnsanın değeri kartvizitinde yazmaz.”

Murat daha sonra siyah otomobilin yanına yürüdü ve parmaklarını kapı kolunun birkaç santim üzerinde durdurdu. Defne refleks olarak ona baktı; bu kez elini engellemedi. Murat dönüp, “Şimdi dokunabilir miyim?” diye sordu. Defne gözyaşlarının arasından başını eğdi. “Bu showroomdaki her şeye dokunabilirsiniz, Murat Bey.” Murat hafifçe kaşlarını kaldırdı. “Yanlış cevap.” Defne şaşırdı. Murat kalabalığa dönerek, “Doğru cevap şu: Buraya müşteri olarak giren herkes saygıyı hak eder,” dedi. Sonra Hakan’a baktı. “Yeni kural bu olsun.” Hakan net bir sesle, “Bugünden itibaren öyle olacak,” dedi. Murat kapıya doğru yürürken Defne arkasından seslendi: “Murat Bey! Arabayı almayacak mısınız?” Murat durdu, dönmeden cevap verdi: “Ben bugün araba almaya değil… burada insanlık satılıyor mu diye bakmaya geldim.” Showroom tamamen sessizliğe gömülürken son cümlesini söyledi: “Neyse ki hâlâ stokta biraz kalmış.”

Comments (0)

Loading comments...