01tutt Bu Elbiseyi Ödeyemezsin!” Diyerek Aşağıladı… Sonunda En Büyük Şoku Kendisi Yaşadı

“Aşkım…!” Defne’nin sesi Boğaz’a bakan dev salonun sessizliğinde paramparça oldu. Az önce Nermin Hanım’ı herkesin önünde diz çöktüren genç kadının yüzünde şimdi kibirden eser yoktu; eli hâlâ Kerem’in tokadının yaktığı yanağındaydı. Kerem’in gözleri buz gibiydi. Defne titreyerek bir adım attı. “Kerem… Ben onun senin annen olduğunu bilmiyordum.” Kerem hiç kıpırdamadı. “Bilseydin ne değişecekti, Defne? Annem olduğu için mi saygıyı hak edecekti? Fakir bir kadın olsaydı yüzüne vurmak, onu yere çöktürmek hakkın mı olacaktı?” Defne’nin dudakları aralandı ama cevap çıkmadı. Kerem, yerdeki annesine doğru eğilip elini uzattı. “Anne, kalk. Senin yerin kimsenin ayaklarının dibinde değil.” Nermin onun elini tuttuğunda salondaki onlarca misafir utançla başını eğdi.
Nermin Hanım ayağa kalkar kalkmaz Kerem ceketini çıkarıp annesinin omuzlarına koydu. Defne paniğe kapılarak ona yaklaştı. “Lütfen beni dinle! Sinirlendim, kontrolümü kaybettim. O elbise—” Kerem’in sesi bir bıçak gibi sözünü kesti: “Bir elbise mi? Annemin onurundan daha değerli olan o elbise mi?” Defne ağlamaya başladı. “Ben böyle biri değilim!” O anda Nermin Hanım, acı dolu ama sakin bir ifadeyle ona baktı. “Hayır kızım,” dedi, “insanın kim olduğu, güçlülerin yanında nasıl davrandığıyla değil, kendinden güçsüz gördüğüne nasıl davrandığıyla belli olur.” Bu söz salonu yeniden sessizliğe gömdü. Defne’nin yüzü çöktü. Kerem cebinden küçük kadife bir kutu çıkardı. Defne kutuyu görünce nefesi kesildi. “Kerem… O kutu…?” Kerem kapağını açtı; içindeki pırlanta yüzük ışık altında parladı. “Bu gece sana evlenme teklif edecektim.”
Defne’nin dizlerinin bağı çözüldü. “Hayır… Hayır, bunu yapma. Bir hata yüzünden bütün geleceğimizi silme!” diye haykırdı. Kerem yüzüğü birkaç saniye avucunda tuttu, sonra kutuyu kapattı. “Bu bir hata değildi. Bir bardak meyve suyu kazaydı. Senin yaptıkların ise tercihti.” Defne gözyaşları içinde Nermin’e döndü. “Nermin Hanım, ne olur… Beni affedin. Önünüzde diz çökerim, ne isterseniz yaparım.” Nermin’in bakışları yerdeki portakal suyu lekesine kaydı. Defne onun ne düşündüğünü anlayınca yüzü bembeyaz oldu. Fakat yaşlı kadın yalnızca başını salladı. “Ben seni yere diz çöktürmeyeceğim. Çünkü senin bana yaptığını sana yaparsam aramızda fark kalmaz.” Kerem annesine baktı; gözlerindeki öfkenin arasından gurur geçti. Nermin devam etti: “Ama affetmek, olanları unutmak değildir.” Defne fısıldadı: “Peki şimdi ne olacak?” Kerem soğukça cevap verdi: “Şimdi sonuçlarıyla yaşayacaksın.”
Tam o sırada davetlilerden yaşlı bir iş insanı öne çıktı. “Kerem Bey, hepimiz gördük,” dedi. Ardından başka bir kadın, “Hiçbirimiz müdahale etmedik. Biz de utanç içindeyiz,” diye ekledi. Defne korkuyla etrafına baktı. Birkaç dakika önce onu hayranlıkla izleyen İstanbul sosyetesi şimdi gözlerini ondan kaçırıyordu. Defne hiddetle bağırdı: “Hepiniz sustunuz! Şimdi beni mi yargılıyorsunuz?” Nermin Hanım ilk kez sesini yükseltti. “Onların susması senin yaptığını doğru yapmaz!” Defne bir anda sustu. Kerem telefonunu çıkarıp güvenlik müdürünü aradı. “Bu gecenin kamera kayıtlarını saklayın. Hiçbiri silinmeyecek.” Defne’nin gözleri büyüdü. “Kerem, bunu yapamazsın! Bu görüntüler dışarı çıkarsa kariyerim, ailem, her şeyim biter!” Kerem ona yaklaşarak fısıldadı: “Annemin onurunu insanların önünde yok etmeye çalışırken kendi itibarını hiç düşünmedin.”
Defne son bir umutla Kerem’in koluna sarılmaya çalıştı. Kerem geri çekildi. “Bana dokunma.” Bu iki kelime Defne’yi tokattan daha sert vurdu. “Beni gerçekten bırakıyor musun?” diye ağladı. Kerem cebindeki yüzük kutusunu ona uzattı, sonra vazgeçip yeniden cebine koydu. “Hayır. Sana ait olmayan bir şeyi sana vermeyeceğim.” Defne hıçkırarak, “Seni seviyorum!” dedi. Kerem’in gözleri dolsa da sesi değişmedi. “Belki beni seviyorsun. Ama sevdiğim kadının anneme ‘yerden yala’ diyebileceğini bilmiyordum.” Nermin Hanım oğlunun koluna dokundu. “Kerem, öfkeyle karar verme.” Kerem annesine döndü. “Öfkeli olduğum için bitirmiyorum anne. Bugün onun gerçek yüzünü gördüğüm için bitiriyorum.” Sonra Defne’ye baktı. “Bizim için hazırladığım yarın artık yok.” Defne olduğu yerde donup kaldı.
Aylar sonra aynı yalıda bambaşka bir gece düzenlendi. Bu kez gösterişli bir nişan değil, ihtiyaç sahibi kadınlar için kurulan bir eğitim vakfının açılışı vardı. Vakfın adı “Nermin Yılmaz Onur Vakfı”ydı. Nermin Hanım kürsüye çıktığında salondaki herkes ayağa kalktı. Gözleri dolarak, “Ben kahraman değilim,” dedi. “Sadece bir gece aşağılandım. Ama her gün aşağılanan, sesini çıkaramayan binlerce kadın var. Bundan sonra onlar yalnız kalmayacak.” Kerem ön sıradan gülümsedi. Bir gazeteci ona, “Bu vakfı anneniz için mi kurdunuz?” diye sordu. Kerem başını salladı. “Annem için başladım ama annem bana bunun sadece onun hikâyesi olmadığını öğretti.” Nermin oğluna dönüp gülümseyerek, “İşte şimdi o geceye kızmıyorum,” dedi. Kerem şaşırdı. “Neden?” Nermin cevap verdi: “Çünkü kötülük bizi yaraladı ama iyilik yapmaya zorladı.”
Törenin sonunda salon boşalırken kapıda Defne belirdi. Gösterişli elbiselerinden eser yoktu; sade giyinmiş, gözleri yorgun ama sakin görünüyordu. Kerem onu görünce durdu. Defne yaklaşmadı. Sadece Nermin Hanım’a baktı. “Sizden ikinci bir şans istemeye gelmedim,” dedi. “Bunu hak etmediğimi biliyorum. Sadece… o geceki kadın olmadığımı bir gün gösterebilmek istiyorum.” Nermin uzun süre sustu, sonra yavaşça cevap verdi: “İnsan değişebilir, Defne. Ama değişmek, affedilmek için değil, bir daha kimseyi ezmemek için olmalı.” Defne gözyaşlarıyla başını eğdi. “Anladım.” Kerem sessiz kaldı. Defne arkasını dönüp giderken Nermin oğlunun elini tuttu. “Onu affetmek zorunda değilsin.” Kerem annesine baktı. “Biliyorum.” Nermin gülümsedi. “Ama kalbinde nefret taşıma.” Kerem annesini kucakladı. “Sen diz çöktüğünde herkes seni küçük sandı anne. Oysa o gece bu salondaki en büyük insan sendin.” Nermin gözlerini kapatıp oğluna sarıldı: “İnsanı büyük yapan serveti değil oğlum… kimse bakmıyorken bile insan kalabilmesidir.”
Comments (0)
Loading comments...



















